Saturday, January 05, 2013

Bronşit

22 lira fiyat biçmişti badem yağı için, yıllardır içinde eroyin ve kokoyin gibi keyif verici maddeler barındırdığını düşündüğüm fakat içine girdiğimde pul biber ve zencefil gibi şeylerin satıldığını gördüğüm aktardaki bıyıklı abi. Bıyıklı abi tam bir esnaftı, "civarda açılan hiçbir aktar iş yapamadı, ben buranın eskisiyim, 1982'den beri işletiyorum burayı" diyordu ben üzerinde kuru kafa bulunan Zinon isimli ürünü incelerken. "Çok etkili bir böcek ilacı, evinde haşere varsa hiç düşünmeden al" dedi. "Abi" dedim "yalnızca badem yağı". "Ne için kullanacaksın badem yağını evlat" dedi babacan bir tavırla.

95-96 eğitim öğretim yılından itibaren 18.yılındayım okul hayatımın. Lise hazırlık yılı bitene kadar sınıfımın daima en kısa öğrencisiydim. Diğer sınıftaki insanlar oturup ders çalışırken, ne bileyim haytalık yaparken bizim sınıftaki insanların tek uğraşı benle oynamak, küçük gösterdiğime dair şakalar yapmaktı. Tekbir sesleri altında kurbanlık koç gibi beni kesmeye çalışmaları ve memelerimi sıkıp eviyk eviyk diye sesler çıkarmama sebep olmaları hiç komik olmasa da sürekli yaptıkları işlerin başında geliyordu. Lise 1'e başlayacağım dönemden lise sona kadar yaşadığım kademeli boy artışı ise beni sınıfın en uzun insanlarından biri haline getirmişti. Yıllardır maruz kaldığım zevzekçe şakaları yapan gruba yükselmiştim kısa bir süre içerisinde. Artık ben de hemcinslerimin memiklerini sıkarak eğleniyor, ergenlikten kaynaklanan boru sesimle leeeee ileeeehe illallaaah diye bağırarak arkadaşlarımı kesme şakası yapıyordum.

Kısa süre içerisinde Charizard'a evrilmiş Charmander gibiydim fakat bir şey istediğim gibi değildi, sakallarım. Daha doğrusu şu an olmayan ama gelecekte bir ihtimal benle birlikte olacağını düşündüğüm sakallarım. Kendimden 6-7 yaş küçük insanların 2 aydır Survivor Adası'nda yaşayıp tıraş olmayan Pascal Nouma gibi gür sakalları çıkarken benim sakallarım anca 7'ye 7 halı saha maçı yapabilecek kadardı. İnternetten edindiğim bilgiler dahilinde sakalımın çıkması için son çare olan badem yağına başvurmak için gelmiştim yani aktara. "Delikanlı" dedi tok bir sesle bıyıklı abi ve devam etti "hayırdır Karadeniz'de gemilerin mi battı". Bu sözün nerelisinden başlayıp 1.5 saat sürecek lüzumsuz bir geyiğe yol açacağını bildiğimden "ben birazdan uğrarım" deyip aceleyle dükkandan ayrıldım.

Karnım açtı ve cebimde 25 lira tutarında bir para vardı. Ucuz yollu karnımı doyurayım, kalan parayla da badem yağını alırım diye düşündüğüm için tavuk döner yemeğe karar verdim. Etrafta dikkatimi çeken ilk tavuk dönerciye yaklaşıp "selamun aleyküm abi yarım ne kadar" diye seslendim. Aldığım şiveli "2 lira beah" cevabından sonra adamın nereli olduğunu tahmin etmek için düşünürken, duyduğum o soruyla irkildim. En son 8 yaşında yazın kuran kursuna gittiğim caminin altındaki dönerciden duyduğum "senin kaç paran var be yaparız bir şeyler" sorusunu 15 yıl sonra tekrar duymuştum. Dönercinin dediğini umursamadan "abi sen nerelisin ya" deyip 1.5 saat boyunca saçma bir muhabbete sebebiyet verecek soruyu bu sefer ben sordum. Neyse ki dönerci "git işine be" sözüyle beni tersleyerek bu muhabbeti engelledi. "Abi Gümülcineli misin sen ya" dediğimde ise keserken döneri tuttuğu döner bıçağının ekürisi olan demirle ayağımı dürttü "git kardeşim buradan" der gibi. Dükkanda benden fazla kişi oldukları için üstelemeden yoluna devam ettim.

2 lahmacun 1 ayrana 5.5 lira ödeyip karnımı doyurdum. Cebimdeki 19.5 lirayla aktara gidip ufak bir pazarlıkla badem yağını almaya karar verdim. Yolda mahalle arkadaşım Mehmet'i gördüm. Bankadan geliyorum patron 3 aydır oyalıyor, şirket maaşları ödemiyor, inan altılı yapacak para bulamıyorum diye serzenişte bulundu bana. "Haklısın kardeşim sonuçta çalışanından altılı oynayacak parayı bile esirgeyen patronun ben anasını avradını sikiyim" diye fevri bir çıkış yaptım, "ben de sikiyim abi" diye onayladı. Patrona küfür etmeye devam ederek yürürken Mehmet bir arkadaşını gördü ve ondan 2 sigara aldı. "Napıyorsun oğlum, sen Akut Tribozik Sikimsonik Paraşizantik Bronşit hastası değil miydin, kendini öldürmek mi istiyorsun Mehmet? Bu genç yaşta yazık değil mi kendine Mehmet? Annene babana yazık değil mi Mehmet?" diye bağırdım Mehmet'e ama "ya dur be oğlum öyle değil" diye sakince cevapladı ve devam etti. "Bu şerefsize uyuz oluyorum, her gördüğümde de bi sigarasını alırım. Seninle olduğumuz iyi oldu iki tane aldım, sigara oldu 10 lira, 2 dal bi lira eder, az da olsa girsin ibneye" dedi ve sigaraları kırıp attı. "Mehmet oğlum az şerefsiz değilsin sen de" dedim, beraber güldük heiheiheihieehi diye.

Mehmet'ten ayrılıp aktara doğru yürümeye başladım. Aktarda az önceki bıyıklı abinin yerine 16-17 yaşlarında bir genç vardı. "Amcam ikindiye gitti abi buyur ben yardımcı olayım" edasındaki dükkanı sahiplenen "burada her şey benden sorulur" sözünden dolayı bu gencin, abinin yeğeni olduğunu anladım. "Ben şey alacaktım ya" dedim, "ne alacaktın abi?" dedi. Etrafa baktım ve Zinon alıp dükkandan çıktım. Artık farelerin korkulu belasıydım.




















Wednesday, January 02, 2013

Çile Kokusu

1990 yılının şortla çıkılsa üşünecek, uzun kollu çıkılsa terlenecek bir gününde dünyaya geldim. Babam idealist bir insandı fakat idealistliğini çok saçma bir alanda seçmişti, elektrik. Aslında idealist olduğu alan saçma değildi, hatta dışarıdan bakılınca imrenilecek bir şeydi ama babam elektriği yararlı bir şekilde kullanmayı hiçbir zaman seçmemişti. Elektrikte uzmanlaştığı alanlar da vardı elbet, insanlara bedavadan plan çizmek, yazın dükkanı açmaya gittiğimde öğleden sonra dükkana gelip hayatım boyunca hiçbir alanda karşıma çıkmayacağı halde kaçak akım rolesi veya tesla bobini gibi şeylerin ne işe yaradığını günde 20 defa bana anlatmak, "baba bak sakın ucuza mal satma" dediğim halde 10 liralık mal için "3 lira olur mu" diyen müşterilere "olur" deyip malzeme satmak babamın ustalaştığı alanlardan sadece birkaçıydı.

 Babam elektriği seviyordu, bu yüzden bana elektrik aleminden esinlenerek bir isim vermek istemiş ama gerek nüfus memurunun "ya kardeşim kontrol kalemi diye isim mi olur" demesi üzere gerekse elektrik adı altında nam salmış insanların isimlerinin Kuran'da geçmemesinden dolayı annemin karşı çıkması sebebiyle bu ısrarından vazgeçmiş ve bana kendi ismini koymuş. Bu yazıyı okuyanlar, şimdi bu zamana kadar olan şeyi neden anlattın, konunun geri kalan kısmıyla ne alakası var diyecekler ama demeyin, çünkü sebebini açıklayacağım. Babamın ismi, dolayısıyla benim ismim tam bir KARI KIZA PRİM YAPAMAMA üzerine bir isim. Olaylar da sanırım bundan sonra başladı...

 Ne yalan söyleyeyim, hayatımın ilk 6 yılını 2 olay dışında hiç hatırlamıyorum. Birincisi 93 yılında şu an oturduğumuz eve taşınırken bana terlik alınması, ikincisi ise 5 yaşında dayımın geldiği bir gün, artistlik olsun diye evde topla çeşitli figürler sergilerken evdeki bir vazoyu kırdığım ve annemden oklavayla dayak yediğim gün. Onun için yaşanmışlıkları 6 yaşından itibaren anlatacağım. 95 yılında babam bir gün beni elimden tutup "biz seninle artık uğraşamıyoruz" deyip okula götürdü. Anaokuluna başlamıştım. Sınıfta okumayı bilen tek insan olduğum halde, bunun primini hiçbir zaman yapamadım. Anaokulu öğretmenim bana birtakım şeyler okutup arkadaşlarına artistlik yaparken, sınıftaki kızlar bundan zerre etkilenmiyordu. Olacak iş değildi, hayatım Uğur'lar, Cengiz'ler ve Mustafa'lar ile geçmeye çoktan başlamıştı. Belki de hayat boyu içinde bulunacağım durumun temelleri burada atılıyordu.

 Anaokulunu bitirmiş ve ilkokula başlamıştım. Üzerimdeki lanet devam ediyordu. Öğretmenim bayandı fakat ismi Özcan'dı, evren adeta bana bir şekilde "sen hayat boyu yan basacaksın, etrafın adam dolacak" diyordu. Sınıfta okumayı bilen tek insan olmama, kırmızı kurdeleyi alan ilk insan olmama rağmen bu konuda da hiç prim yapamadım. 4 yıl aynı sınıfta hiçbir şekilde iletişime geçemediğim bayanlar ile okudum, bu süre zarfında tabii ki sürekli kavga ettim, kutu kolayla maç yapıp her ay ayakkabımın yırtılması sebebiyle babamdan dayak yedim. Ama bu yıllar içerisinde bir bayan ile yakınlık kuramadım. 5.sınıfta öğretmenim emekli olduğu için, ben de farklı bir sınıfa geçtim. 99 depreminde hasar gören okulumuzda eğitim yapmamız olanaksız olduğundan da başka bir okula taşındık. 5.sınıfım da beklendiği üzere karşı okulla kavga etmek ile geçti. Bu arada futbola başladım ve adamlar ile irtibatım daha da arttı.

 Derslerim hep iyiydi, kültür seviyem de diğer insanlardan yüksekti. Daha doğrusu ben bu izlenimi yaratıp prim yapmaya çalışırdım. Çizgi roman, mizah dergisi okur, hiç sevmediğim müzikler dinlerdim. Sınıfta müzik dersleri olduğu zamanlarda insanlar "aramazsan arama yar aramazsan aramaaa" diye coşarken, ben abimin walkman'ini okula götürüp Pink Floyd falan dinlerdim. Bu konuda çok netim, o zamanlar dinlediğim müziği çok az olsa dahi sevdiysem cümle alem siksin beni. Sadece İngilizce bildiğim belli olsun diye dinliyor, bak burada şunları diyor diye sınıfta yanladığım kıza göstermek için kullanıyordum Pink Floyd'u. Evet ilk defa bir kıza marizleniyordum. Kız ilk başlarda bunlardan etkilenir gibi olsa da daha sonra hareketlerimin dıravlığından şüphelenmiş olsa gerek, karşı yakaya taşınıp okuldan kaydını aldırdı. Hayatım boyunca kızlar ile düzgün iletişime geçememem konusunda müthiş örneklerden yalnızca bir tanesiydi bu. 

 Ortaokul ve bitmeyen şakşuka yılları beni günden güne daha talihsiz bir hale getirmişti. Counter'lar, Half-life lar, Winning Eleven'lar adeta beni bir kasırga gibi içine çekiyor arta kalan zamanlarım ise futbol ve mahalle maçları şeklinde geçiyordu. Rocklı, metalikalı müzikler dinlemeye başlamıştım ama bunun da zerre faydası görülmemişti. Gelaböle gelaböle bu yana diye şarkılar söyleyen erkekler kızların daha çok ilgisini çekiyordu. Kıza yazmak konusunda hüsrana uğrayacağım bir olay da bu yıllarda başıma geldi. Yeşillendiğim bir kız "olmaz, babam görür" açıklamasını yaparak bana kibarca "sie" demişti. Hayatım boyunca uğrayacağım hüsranın çok küçük bir kısmıydı. Daha sonra öğrendim ki kız zaten başka başka işler çeviriyormuş.

 Liseye geçmiştim. Okulum İstanbul'daki en bilindik Anadolu Liseleri'nden bir tanesi olduğu için "bu sefer banko vurdum voleyi" düşüncesindeydim. Şehrin dört bir yanından gelecek bayanları düşününce ağzımı suya sokarak burrup burrup diye sevinç gösterileri sergiliyordum. Ama olmadı. Liseye başladığımda sınıfın en kısası olduğum için okuldaki insanların gözünde genellikle "ne kadar sevimlisin sen ya" veya bir İbiş gözündeydim. Lise hazırlıktaki ilk hüsranımı da çok geçmeden yaşadım. Okulda verilen konferansta yan yana oturmayı teklif ettiğim bir bayan konferans sonrası arkadaşımla "bir daha benimle konuşmasın" diye haber göndermişti. Liseden de ekmek çıkmayacağını yavaş yavaş anlıyordum. Onun için günlerimi basketbolla, futbolla, alman kaleyle ve Pes ile geçirmeye başladım. Bu süre içerisinde müthiş arkadaşlıklarım oldu ama bu arkadaşlarımın hepsi maalesef mavi nüfus cüzdanına sahipti.

 Abimin gittiği dershanenin sınavına girdim ve dershaneyi 3 yıl ücretsiz kazandım. Artık benim de hayatım kızlarının teklif etmesiyle ünlü olan bir dershanede geçecekti. Gerçi benim hayatım hep aynı şekilde geçmişti. 4. sınıftan itibaren lise bitene kadar her yıl dershaneye gittim. Fakat ben bu kurumlarda da "onla asla olmaz" "nee o mu? Ezgi'nin götüne bakıyor o ve arkadaşları kantinde toplanıp" gibi net cevaplarla geri çevrildim. Lise hazırlıkta gittiğim okulun kursunda yıl boyu derslere girmeyip oynadığım basketbolun basketbolumu geliştirmesi dışında hiçbir işe yaramadı dersler, özel kurslar...

 Üniversiteye girdim. "Oluk oluk kız akacak" "sarışın, esmer, asyalı seç aga istediğini" söylentileri bunca başarısızlığa rağmen içimi kıpırdatmıyor değildi. Bir teknik üniversite olmasına rağmen bol kızlı bir bölümü kazanmam bu konudaki ümitlerimi daha da arttırmıştı. Girdiğim sene okulu kazananlar listesini incelemiş ve yaptığım sayımlardan sonra bölüme 124 kız ve 62 erkek girdiğini görmüştüm. Bu sayımı her sene yaparım. 2 kıza 1 erkek düşüyordu ve bu benim gibi şahsına 2 futbol topu ve 1 play station kolu düşen bir adam için müthiş bir sayıydı. Fakat yine çok geçmedi, üniversite yıllarım da beni adam ortamına çekmiş ve bayanlarla zerre kaynaştırmamıştı. Yarısının çirkin olsa, yarısının sevgilisi olsa, geri kalan yarısı vermese diye yaptığım detaylı araştırmalar ve muhabbetler yerini King oynamaya, "abi bu akşam başka şey içelim ya" demeye bırakmıştı.

 Şimdi diyeceksiniz hiç mi kıza yazmadın. Tabii ki yazdım, hatta yazmakla da kalmadım ailelerinin yanına gidip niyetimin ne kadar ciddi olduğu belli olsun diye konuşmalar yaptım her seferinde. Farklı zamanlarda yıllardır peşinde koştuğum kızın annesi "kızım senle konuşmadığı zamanlar daha mutluydu, sen onun yakınında oldukça başı beladan kurtulmuyor, geceleri altını ıslatıyor" diye kızıyla görüşmemi istemedi. Belki otobüs ani fren yapar da üstüme düşer diye düşündüğüm kızın kapısına dayandığımda babası ve 3 abisiyle karşılaştım. Bu otobüs olayı dahil hakkımda bir sürü asılsız iddialarda bulunuyormuş kızın arkadaşları. Sünnetsiz olduğum bile söyleniyormuş. "Yaa yok öyle bir şey isterseniz göstereyim bakın" dememle de bir temiz dayak yedim 4 adamdan. Başka bir kıza filizleneyim dedim "yeter artık bırak peşimi deyip" yurt dışına gitti.

 Duydum ki birtakım insanlar ter kokusundan rahatsız olup emişmekten vazgeçmişler. Bakın ben yayın daha net oluyor diye yıllar boyunca kafamın üzerinde durup Cine 5 izledim. melis1@hotmail.com gibi götümden msn adresleri uydurup belki kız çıkar diye msn ime hep böyle insanlar ekledim. Aynı şekilde Icq'da numaralar uydurup belki Rus kız çıkar diye beklentilere girdim. Topkapı üst geçitteki korsan Cd'cilerle yakından ahbaplık kurdum. "Dün gece webcam'de Venezuelalı bambaşkaydı" diyen arkadaşlar edindim. 5 yıl evvel lise bittiğinde 12 adam ile birlikte tatile gittim. Şehir dışına festivale gittim, aynı çadırda 7 adam ile kaldım. Evime gelen teknik üniversiteli insanlarla odamı paylaştım. 1 Ocak 2012 ve 1 Ocak 2013'ü yer eksikliğinden dolayı adamlarla aynı yatakta uyuyarak geçirdim. Yeri geldi Tom ve Jerry'de Tom'un sürekli kerkindiği beyaz kedinin bile gideri olduğunu düşündüm, Cadı Sila'yı söylemiyorum bile. İşte böyle. Her ne kadar kızlar tarafından memesine değilip kaçılası bir insan da olsam 22,5 tan 23 yıldır hayatım böyle geçiyor. Şimdi sorarım size bu insanların bu yaptığı ayıp değil de nedir? Sevgilerimle.

 Ben değil tabii, bir arkadaşım.

Thursday, March 29, 2012

Spor ve Sevgi

Sen nereden bileceksin ama
Milenyum dönemlerinde İspanya'da
Bir takım vardı çok şahane
Adı Deportivo La Coruna
İşte o takım zamanında
Roy Makaay'la Diego Tristan'la
Fırtınalar estiriyordu La Liga'da
Seninle Makaay'lı Naybet'li Tristan'lı
Deportivo gibi olmak istiyorum sevdiceğim.
Sen yine bilmezsin ama
Michael Jordan basketi bırakmadan önce
Chicago Bulls Nba'de ligi domine ediyordu.
Jordan'ın yanında Scottie Pippen vardı
Dennis Rodman vardı Hırvat Kukoc vardı
Ama benim sahip olduğum tek poster
Scottie Pippen'ın posteriydi
Çünkü genç yaşta bile idrak edebiliyordum ki
Pippen olmasa bence Jordan eksik kalırdı
Seninle Jordan'lı Rodman'lı özellikle de Pippen'lı
Chicago Bulls gibi olmak istiyorum sevdiceğim.
Sen yine bunlardan bihabersin ama
Lan bu arada ne eşşekmişin sen de
Zerre futbol bilgin, basket bilgin yokmuş
Yazıklar olsun sana
Neyse konumuza dönmek gerekirse
Bahsetmek istediğim dönem 98 2001 yılları arasıydı
İtalya'da Lazio alıp başını gitmişti
Lig'de Kupa Galipleri Kupası'nda Süper Kupa'da
Şampiyonluklar yaşamıştı
Bende de Stankovic forması vardı o zamanlar
Seninle Nedved'li, Veron'lu, Crespo'lu, Nesta'lı
Mihajloviç'li Almeyda'lı ve Şilili golcü Salas'lı
Lazio gibi olmak istiyorum sevdiceğim
Sen yine nasıl bilesin ki
Ha nasıl bilesin?
Ben bile zar zor hatırlıyorum o zamanı
95/96 sezonunda Zeytinburnu 2.lige düştüğünde
Abim maça götürmüştü beni ve
Edirnespor'u 2-1 mağlup etmiştik.
O yıl 2.ligden 1.lige çıkmıştık.
Hiç küçümseme ama 1.ligi
Şimdinin Spor Toto Süper Lig'i
Çıktık ama neden çıkmıştık sevdiceğim
Bu hallere düşmek için mi çıkmıştık?
Rezil olmak için mi çıkmıştık?
Küme düşmek için mi çıkmıştık?
34 maçta yalnızca 2 galibiyet alıp
11 puan toplayabilmiştik ve
Lig tarihinde en az puan toplayan takım olup
Küme düşmüştük doğal olarak.
Sözün özü diyeceğim odur ki
Hayrettin'li, Diallo'lu, Tanko'lu
Mustafa Kocabey'li, Kazma Kadir'li, Gürses'li
Zeytinburnuspor gibi olmak istemiyorum seninle.
Bu dediklerimi onaylıyorsan
Bulgaristan pasaportunla yabancı statüsünde olsan da
İstediğin zaman gelebilirsin bana.
Olmayacaksak Zeytinburnuspor konumunda.

Friday, January 06, 2012

Abi ortaokul ne süperdi ya

Üniversite'deki 6. dönemime geçmeme kısa bir süre kalmasına rağmen aldığım haberle yıkılmıştım. 20-25 kişi ilkokulda 2 hafta eksik okumuşuz da bunları telafi için 2 haftalığına ilkokulda okumamız gerekiyormuş. Peki dedim ve hazırlıklara başladım. Gerek 22 yaşına girdiğim için kendime yakıştıramadığımdan gerekse 1.83 boyunda bir insan olduğumdan kendi ebatlarımda önlük bulmamın zorluğundan dolayı önlük giymeyi reddettim.

Babamın gömleklerinden birini giydim ve Nuripaşa İlköğretim Okulu'na doğru yola koyuldum. 8 yıl evvel mezun olduğum okula tekrar başlayacaktım. Okulun merdivenlerinden çıkarken ilkokul arkadaşım Cengizhan'ı gördüm. "Abi ne bu hal sirk mi burası ne yaptın kendine" dedi. Ne oldu ki dedim. Aynaya baktığımda Fenerbahçe Amigosu gibi göründüğümü farkettim ve ammısına koyim diyerek üzerimdeki gömleği çıkarıp attım. Cengizhan'a "ben eğe gidiyom la hocaya de yok yazmasın lenslerini evde unutmuş de" diye tembihledim.

Eve gidip başka bi gömlek giyip kravatımı da taktıktan sonra tekrar okula geldim. Derse girdim sınıfta 5-6 kişi vardı. Amına koyim bir daha gelenin babamın Ssk'da tanıdığı başhekim var, rapor aldırırım gelmem dedim. Öğretmenim bu tavrımı kınadı ama "sus lan" sözüm sonrası hiçbir şey diyemedi.

Dışarı çıktım bu sefer de eski dershaneme gittim. Kemal'i gördüm uzay gözlüğü almış. "Oğlum bu ne lan soytarı gibi" dedim, "abi gözüme ışın geldi, uzay gözlüğü bu benim gözümden çıkarmamam lazım bunu" dedi. "Uyurken de mi bunla uyuyorsun rahatsız etmiyor mu" dedim, "uyurken çıkarıyorum bir de günde 1 saat daha takmama hakkım var" dedi. Neden ki acaba diye sormadan yancı gibi "versene bi deneyeyim bana yakışıyor mu" dedim. Yok mok demesine rağmen aldım taktım. "Yanlardan biraz sıktı beni" dedim ve fotoğraf çektirip geri verdim.

Tam o esnada uyandım. Bir daha "aynı kadro olsa ortaokulu bir daha okurum abi" "keşke tekrar lisede olsak" dersem zebralar siksin beni dedim. Telefonuma baktım, avea mesaj atmıştı.

Friday, December 23, 2011

Kaşınmak

Tramvaydan karşıya geçerken insanların garip el hareketleriyle bana bir şeyler anlatmak istediklerini düşünmeye başladım. "hey hey, selam" diyen bu el hareketleri ve mimikler zamanla "kimsin lan sen kimsin" veya çocukları korkutma ve şaşırtma tepkisi olan "ceeee" ye dönüşmüştü. "asıl siz kimsiniz lan ibneler" edasıyla bir şeyler anlatmak istesem de kapşonumu çıkarınca yanlış şeyler yaptığımın farkına vardım. Yolun ortasında kaplumbağa gibi yürüdüğümden, kulağımda da bir serseri gibi yüksek sesli bir müzik olduğundan, darili darili diye korna çalan minibüsü farketmemiştim.

Minibüsçü ellerini havaya kaldırıp yine jest ve mimiklerle bana "yeter be kardeşim iki saattir basıyoruz kornaya duymuyorsun" dedi. Yine bazı figürlerle dudağımı büküp "pardon abi haklısın" demek istedim. "Onca şey arasında neyle uğraşıyoruz ya" demek istedi, "tamam lan uzatma" diye karşılık vermek istedim. "Aaayt" demek istedi, "sus lan göt" demek istedim ve koşarak kaçtım.

Esaslı adammış ki çolukla çocukla uğraşıp arkamdan kovalama durumlarına girmedi. Binmem gerektiğini düşündüğüm otobüsü koşarken ivmeli hareket yapıp nihayet yakaladım. Sağolsun şoför abi arka kapıyı açmıştı ve rüzgarlı havada diğer otobüsü beklerken donmama mahal vermemişti. Öne doğru ilerleyip akbilimi okutmaya yeltenmişken ne olur ne olmaz "93 mü abi" dedim. "Evet" dedi. "Abi habızıttın mı" diye kafa bulandırmak istedim, "ney" diye karşılık verdi. "Ney değil zurna al eline oyna" demek istesem de şansımı ikinci kez zorlamadım ve "hayırlı yolculuklar" deyip oturmak için arkaya doğru ilerledim.

"Keşke deseydim lan", "hem bu şoförü kesin döverdim ben" diye düşünürken iki önde burnunu karıştırıp sümükleri koltuğun altına süren adamı gördüm. Adama karşı kinler beslemeye başladım. İstedim ki karşısına geçip "orospu çocuğu" diyeyim ama bugün şansımı daha fazla zorlamamam gerektiğini düşündüm. Yine de ilkokul arkadaşım Korhan'ınki gibi ön dişlere sahip olsaydım da iki dişimin arasından fısırıp kısırıp tükürükler gönderseydim dedim ama çok da üzerinde durmadım.

Otobüsten inip kasaba doğru yöneldim. Yarım kilo tavuk göğsü istedim. Tavuklarım hallolurken kasaptaki diğer görevli (görevli deyince avrupa birliği komisyonu üyesi gibi yanlış şeyler sanılmasın bildiğin kasap işte) "sen şu abinin çocuğu musun" dedi, "he abi" dedim. "Baban geldi bugün de ondan sordum" dedi, "tamam abi" dedim ve kasaptan çıkıp eve geldim. Ekmek arası yapıp Arka Sokaklar izledim.

Wednesday, December 21, 2011

Sen yeter ki iste

Allahım yarabbim diyorum
Sen ne kadar mükemmel bir kişisin öyle
Seni o kadar seviyorum
Yaptığın şeyleri o kadar doğru buluyorum ki
Desen bana "Hüseyin bi bak hele"
He çiçeğim, he gülüm, he ceylanım diye
Karşılık versem ben de sana
Tekrar dönüp "10 milyon verir misin bana" desen
Sonra vereceğim ama bak söz diye de eklesen
Hiç düşünmem ve oracıkta derim ki
Yahu anasını sikeyim 10 milyonun
Sen iste ben sana 64 milyon da veririm
77 milyon da veririm
Geri meri de istemem parayı
Teklif bile etme sakın
Aramızda lafı mı olur 77 milyonun
Duymamış olayım böyle bir şeyi
Ama 153 milyon isteme benden
O kadar param yok çünkü
Yok diyelim utanmayıp benden 153 milyon istedin
Na buraya yazıyorum, na buraya
Eğer 2 gün içinde o parayı temin etmezsem
Cümle alem belamı siksin nazlı yarim
Bak cümle alem diyorum açık kapı bırakıyorum
Atı var, eşeği var, zürafası var
Ve inan o kadar istekli olurum ki parayı bulmada
Allem eder kallem eder bulurum
Ben parayı ararken millet der ki
Allah allah neden böyle telaşlı acaba
Yoksa bir derdi mi var, bi sorunu mu var
Ama ben söylenenlere hiç aldırış etmem
Susun amına koduklarım der
Yoluma devam ederim
Konu komşuya, 153 milyon lazım bana acil
Sen de biraz para ateşlesene deyip
Yaklaşık 337 milyon nakit toplarım
Fakat 153 milyonu sana verdikten sonra
Gelip bana dersen o kalan paradan da
Bi 50 lik atsana bana be
Benim televizyonun son taksidi duruyor.
And içerim ki seni merdaneyle döverim
Biliyorsun bunu yaparım.

Monday, December 05, 2011

Karıncalar Çıktı Mavi Mavi Oynadılar - II

10 gün sonra ilk defa okula gidecektim. Uzun bir hastalık sürecimi büyük bir oranda atlattığıma göre okula gitmemde bir sakınca yoktu. Aslında öyle "vay efendim komşunun oğlu epey hastaymış bir ziyarete gitmek lazım" gibi mevzuların döneceği bir durumda değildim. Canım bir süre okula gitmek istemediği için rapor almıştım.

Durumumu şimdi küçümsesem de ilk günler hayvan gibi hastaydım ama komşu teyzelerin gelip "yi ievladım kısır da yi" cümlelerini duymak istemediğim için "yıkılmadım ayaktayım" pozu veriyordum apartmanda. Kimi zaman bakkala inip 5 litre su alarak, kimi zaman merdivenleri 3'er 3'er çıkarak gayet sağlıklı olduğumu belli ediyordum. Apartmanda adım Raki'ye çıksa şaşırmazdım.

Dersin başlamasına 50 dakika kala uyandığım için acele etmem gerektiğinin farkındaydım. Tuvalete gidip idrarımı bir güzel edip eyledikten sonra giyinip yola koyuldum. Otobüse bindiğimde arka tarafa doğru ilerlerken otobüste bir kadın dikkatimi çekti. Kadının dikkatimi çekmesinin tek sebebi vardı. Bu sebep güzelliği değildi. Kadın Tekken'deki Nina'ya benziyordu. Hatta bu benzerlikten öte bir durumdu, kadının Nina olduğuna artık emin gibiydim. Tam kadının yanına gidip "bacım sen Nina mısın" diye soracakken ayağındaki Ugg aykablarını görünce soruyu sormaktan vazcayıp yerime oturdum. Fikirlerim %100 oranında değişmişti. O kadın Nina olamazdı, en fazla Pelin olurdu.

Okula gidip son derece sıkıcı dersi dinleyip çıktıktan sonra tuvalete doğru ilerledim. Yani işemeye gittim. Hedef noktam pisuvara gelmiştim. Gözlerimi kapatıp kafamı yukarı kaldırmış, bir güzel işiyorken "selamun aleyküm" sözüyle irkildim. Ahbaplarımla tuvalette karşılaşmıştım ve ortam anında "selamun aleyküm" den "napıyorsun lan ibnetor" kıvamına gelmişti. İşeyip ettikten sonra bahçeye gidip banklara oturmaya karar verdik.

Onlar teknik üniversitede olan milyonlarca erkek gibi karıya kıza bakarken, bense medeni gibi onların yaptığının yanlış bir hareket olduğunu vurguladım defalarca. Çok uzun süre geçmeden "ibne misin amınakoyim" sözleri şahsıma söylendi. Yani küfür ettiler bana. Durumu uzun uzun açıkladım bana hak verdiler, aslansın abi, kaplansın, yürü be koçum falan dediler. Neden dediler peki? Ben de anlamadım ama olsun, böbürlendim, birtakım olaylara girişesim geldi ama girmedim. Daha önce gaza gelmenin gereksizliğini defalarca görmüştüm çünkü. İlk kez gaza gelmemiştim.

"Yarın da mı rapor alsam, o gebeş adamın dersine gelmemek için" gibi bir cümle kurdum istediğim an rapor alabildiğimi belirterek. İnsanların gözünde Oxford Tıp Fakültesi başhekimini tanıyormuşum gibi bir izlenim yarattım lakin hiç öyle değildi. "Bana da alsana lan rapor" sözlerine başparmağımı işaret ve ortaparmağımın arasına koyarak karşılık verdim ve haeaheahah diye tam bir hıyar gibi güldüm.

İçlerinden biri bir kıza tutulduğunu söyledi. "Abi bence X'e söyle aranızı yapsın madem o da iyi arkadaşınmış, arkadaş arkadaşın pezevengidir sonuçta di mi" dedim. Bir süre kimseden ses çıkmadı. Ben de hadi lan eve gidelim artık dedim. Kısa bir sessizlikten daha sonra fikrim mantıklı bulundu. Eve geldim bilgisayarım yine şarj olmuyordu. Bir süre boşuna onla uğraştım. Okula gitmeden önce şarj aleti ayağıma çarptığından "ananıskm şarj aleti kere" diyip şarjı tekmelediğim aklıma geldi. Baktım, yerinden çıkmıştı. Keşke Malmek'te yaşasaydım orada şarjla kabloylan uğraşmazdım dedim. Oturdum, kafamı ve boynumu kaşıdım.

Tuesday, November 22, 2011

Karıncalar Çıktı Mavi Mavi Oynadılar (Hikayeli)

Esrarengiz bi gün değildi. Belli aralıklarla görüştüğümüz aile hekimini ziyaret edip biten ilaçlarımı yazdırmıştım. Kendisi bana yine tavsiyeler verdi. Amansız bir hastalığa yakalanmadığımı, bundan dolayı İbo Show kıvamında olduğunu bildiği yaşamıma devam etmemi söyledi. Kendi halime şükretmem gerektiğini, insanların doğuştan kör olduklarını veya kanser gibi tehlikeli hastalıklarla uğraştığını dile getirince de durumdan sıkılıp "he abi he" diyerek odasından ayrıldım.

Eczaneye gidip ilaçlarımı alacaktım. Eczaneye ilaçlarımı temin etmekten başka tartılmak sebebiyle de gidiyordum. Daha kilolu çıkayım diye bakkaldan su alıp onu içecektim. Her zamanki gibi küçük hesapların adamıydım. İçimden kendime "suya 50 kuruş vereceğine tartıda gelen kiloya 500 gram eklesene gerizekalı, hem böylelikle paradan da tasarruf edersin" dedim. Mantıklı geldi, ayda 2 kere doktora gitsem bu sayede senede 12 lira biriktirebilirdim. Bu parayla kendime 1 tane 4 ortalı harita metod defteri ve o beğendiğim miki fareli kalemtraşı alabilirdim.

Suyu aldığımı farkettiğim için şu an bunu tartışmanın anlamsız olduğunu düşündüm. Oturdum, başımı göğe kaldırıp, burnumu sıkarak suyu içtim. Böylelikle su vücudumda daha çabuk yayılacaktı. Ayağa kalkıp tekrar yola koyulmaya başladım. Aman yürürken çok kalori harcamayayım da tartıda hafif gelmeyeyim diye ağır adımlarla, adeta bir robotmuşcasına hareket ediyordum. Robokop haricinde hiçbir robotu sevmediğimden mütevellit yanlış şeyler yaptığımı düşündüm ama bir yandan da tartıda hafif gelmek istemiyordum. Robotları umursamadım o an.

İkilemde kalmak bana göre değildi çünkü. Her zaman net olmayı tercih ederdim. Angelina Culi mi, Müjde Ar'ın gençliğimi diye sorsalar hiç düşünmeden, çat diye Müjde Ar'ın gençliği derdim, tereddütsüz penaltı noktasını gösteren hakem edasında. Yürürken zamanın nasıl geçtiğini farketmedim. Bunun tek sebebi derin duygulara dalmam değil de aradaki mesafenin en fazla 5 dakika olmasıydı. Eczaneye girip eczacıyla olan işimi hallettikten sonra tartılmak için hamle yaptım. Yani tartıya çıktım. 68 kilo 900 gram geldiğim için "bana zayıf diyen herkese kafam girsin" diye iç geçirdim tekrar.

Çıkıp, bakkaldan istediğim şeyleri de aldıktan sonra eve yürümeye başladım. İddaa bayiinin önünden geçerken hayata dair yaptığım planlarım geldi aklıma. İddaa bayii sahibi bir insan olmak istediğimden kendimi İddaa'nın logosunun yer aldığı yeşil İddaa yeleğiyle hayal ettim. Yüzüme minik bir tebessüm geldi. İlkokulda 500bin lira okul harçlığı alıp yerde para bulan çocuk gibiydim. Ama çok değil bulduğum para yüzümdeki tebessümden anlayacağım kadarıyla en fazla kağıt 1 milyondu. 20 dolar bulmuş da vodalaaey diye denyo gibi çılgınca sevinen bir insan değildim yani o an.

Üzerimi çıkarıp başka temiz pijama bulamadığım için önümdeki tek seçeneği değerlendirmek mecburiyetindeydim. Annemin evin altında ucuza eşofman satıyorlarmış diyip, bana 10 liraya 2 tane aldırdığı gri aşofman altlarından birini giymiştim. Tanesi 5 lira olmasından dolayı dizi ultra çıkmıştı. Daha doğrusu 70 cm önde giden dizlere sahipti. Yatağıma oturup bağdaş kurdum. Yarın sınavım olduğu ve sınava çalışmayacağım için o gün sadece oturdum. Yapacak hiçbir şey olmadığı için boş boş oturdum...

Monday, November 21, 2011

Ortaçağlı olaylar



Yıllardır merak ettiğim 'Dük mü daha iyi kont mu yoksa lord mu' olayını açıklığa kavuşturdum. maalesef en iyisi DÜKmüş. ismi ÇÜK e benzeyen soylu grubunun en klas soylular olduğunu öğrenince biraz üzülmedim değil ama şimdi geçti. kont dükten sonra geliyormuş, şovalye de en alttaymış. bi de MARKİ ve VİKONT lar varmış ama Marki REPÇİ ismi gibi olduğundan Vikont da yancı kont demek gibi bişey olduğundan listeye koymadım. BARONdan hiç bahsetmiyorum çünkü bildiğimiz gibi tek Baron Mehmet Karahanlı'dır. ha bi de bunların hepsi LORDmuş. yani ayrı olarak LORD diye bişey yok ama olsun. onlar da canımız kanımız.

Wednesday, November 16, 2011

Afrika'nın Yüz Karası

Hotmail benim ilham kaynağım.(değil) HİÇBİR ŞEY GİZLİ KALMAYACAK diye mail atmışlar bana yine. Kendilerine buradan -yani 70 milyonun huzurunda- bir kez daha teşekkür ediyorum, bilinmeyen her şeyimi açığa çıkaracakları için. Zaten teknolojinin hiçbir yararını görmeyeyim ben, hotmail olsun, facebook ve twitter olsun bu işlerin banko en tırt adamlarından biri olarak görsün beni.

Bu adam kerizdir, biz buna banko 10 milyar kredi kitleriz konulu banka mailleri atan hotmail, sezonun yeni trendleri konulu şeyler yazan modalı gelişmişli twitterlar sağolsun son derece kürek hissetmeme yardımcı oluyordu fakat facebook artık bu konuda çığır açtı. Bana abone olmam için can bonomoyu önermeye başladı. kendilerine çok teşekkür ediyorum bir daha dünyaya gelirsem sayelerinde kürek sapı veya mavi leğen olarak hayatımı sürdürebileceğim. Teşekkürler feysbuk, teşekkürler mark zükerberg.

Liechtenstein'da kızlar teklif ediyormuş, Kualalumpur'da kızlar teklif ediyormuş derken bugüne kadar Botswana'da kızlar teklif ediyormuş demediğimi hatırlayınca beklenen son gerçekleşti. Yok lan son falan gerçekleşmedi. Botswana'da kızlar teklif ediyormuş ya dedim benden beklenildiği gibi. Neyse olaya gelmem gerekiyor. Küçükken çok okuduğum, bazı şeylerin farkında olduğum için, yani boş adam olmadığımdan antin kuntin konularda birbirinden gereksiz bilgilere sahibim.

Laos'da kerhanenin 1 dolar olduğuna, (üstelik beğenmezsen para da vermiyormuşsun tam teknik üniversite işi) Arnavutluk'un eskiden büyük çoğunluğunun ateyist olduğuna (şimdi zerre sikimde değil sonuçta herkesin dini kendine) ve Avustralya'da kangurularla döğüş eylemenin bilhassa onlara sataşıp kaçmanın(arkadan kulaklarına vurmanın) yasak olduğuna(avustralya olayı tamamen kolpa) dair birbirinden ulvi bilgilere sahip oldum bu esnada. Şimdi Botswana ne alaka lan diyeceksiniz. Botswana ise aklımda eydisli insan oranının veya sayısının en çok olduğu ülke olarak kalmış.

Ansiklopedide Botswana'nın evvelinde gelen bir ülke vardı. Bu ülke ise Bophuthatswana idi. Bophuthatswana da Botswana gibi Afrika topraklarında yer alan kızlarının teklif etmesiyle ünlü bir ülkeydi. fakat Bophuthatswana'yı diğer ülkelerden ayıran temel bir özellik vardı. Kendileri yeryüzünde görüp görülebilecek en yancı oluşumdu. Kendilerine ait bir isimleri bile yoktu. Halbuse Uganda öyle miydi, bir Kongo veya Kenya öyle miydi? Tabiki deyildi.

Hepsinin kendilerine has isimleri varken ismini vermek istemediğim bu ülke(Bophuthatswana) ise başka bir ülkenin ismine salça olmuştu. Bu yancılık ne kahvede oralet içip para vermeyen adamda, ne "abi senin tanıdık vardı Beşiktaş maçına bize de bilet bulamaz mısın" diyen arkadaş da ne de "ben de geleyim sizle belki bana da ekmek çıkar" mantığıyla hareket edip birtakım şeyleri mahveden arkadaşda mevcut değildi. Evet kendileri dünyanın en utanmaz şeyini yapıp Botswana ismini Bo ve tswana diye ayırıp içine "phutha" kelimesini koymuşlardı.

Phutha kelimesini google'dan arattım. Rusça birtakım şeyler yazıyor, bayan fotoğrafları falan çıkıyor, yani az çok nasıl bir amaca hizmet ettiğini anladım bu ülkenin. Ülkenin ismini koyan insanlar artık belli bir süre Amsterdam gibi yerlerde yaşamış olmalı ki Batının ahlaksızlığını son derece almışlar. Yazıklar olsun size de sizin gibi karaktersiz adamları söz sahibi yapan halka da. Kısa bir araştırma yapan her insanın en büyük özelliğini rahatça bulabileceği Kenya'nın tükürüğünde boğulursunuz umarım. Allah belanızı versin, hepiniz eydis olun.

Saturday, November 05, 2011

hiç de zor değil halbuki

Yaptığın pintilikler sonucunda
İyice leş bir hale bürünmüşsün.
Adeta bir sansar, bir evsiz kılığındasın
İnsanda biraz utanma arlanma olur.
Biraz düşünce, mantık olur.
İnsanlık olur, başka şeyler olur.
Durumun insanlıkla alakası var mı bilmiyorum ama
Senin insanlıkla pek aran yok
Adeta bir dilencisin.
Sümüklünün tekisin.
Git biraz kendine çeki düzen ver.
Acayip tiksinç olmuşsun.
Çok şükür aç değilsin açıkta değilsin.
Yani imkanın var, para sıkıntın yok.
He yok efendim benim karşıma gelsen
Ya okul falan çok yük birikti,
Acayip masrafım var desen
Gel paranı ben vereceğim
Git kendine al epilator
Kimse demesin sana ibnetor
Dayanamıyorum çünkü seni o halde görmeye
Hadi kolların bir yana da
O sakallar hiç yakışmıyor sana.
Gennaro Gattuso gibi sakal bırakmanın
Hiçbir çekiciliği yok inan bana.
Bayram geçsin kontrol edeceğim
Herkes kurban keserken sen de
Kes artık şu sakalları insanlık için
Bayramdan sonra da kesmezsen artık
Ağzına terlikle vuracağım buna emin ol
Hatta çok fazla sinirlenmem sonrası
Yüzüne tekme bile atabilirim
Kıy artık parayı da kendine biraz bak
O sakallara bi çözüm bul
Baktın ki hiç olacak gibi değil
Git bakkala usta bi permatik de
Bas düğmeye bak keyfine.

Friday, October 28, 2011

ibne bilgisayar

Daha alalı 1 sene bile olmadı ama
Hesabı yok yaptığın şekillerin
Yok yere yere bozuldun siktin attın
Football Managerde 2017'ye kadar getirdiğim sezonu
Bir hiç uğruna sildin
İndirmek için uğraştığım müzikleri
O kadar karaktersiz o kadar meymenetsizsin ki
İnsan olsan tam bir götveren olurdun.
Boynuna fular, baş parmağına yüzük takardın
İspanyol paça pantol, beyaz konvers giyerdin.
Futbol oynamaz, kızlarla voleybol oynardın.
İddaa oynarken biz, sen bizi hocaya ispiyonlardın.
Facebookta Niçeyi, Küçük İskenderi beğenirdin.
Yarım döner değilde, sikko makarnalara 10 lira verirdin.
Süleyman Demirel şapkası takıp entellik yapardın.
Tam bir ibneymişcesine gözüne kalem çekerdin.
Arkadaşlarınla kuru pilav veya sınırsız pizza yemeye gitmezdin.
Halı saha maçına asla gelmezdin.
Her boka muhalefet olurdun.
200-300 kişinin oy verdiği partinin gençlik kolu başkanı olurdun.
Bi sik olsa da anarşiklik çıkarsam derdin.
Placebo dinler, Eternal sunshine izlerdin.
Sabah kahvaltıda bitki çayı içerdin.
Arkadaşlarınla kahveye değil bırança giderdin.
Bilsem durup dururken bozuk yapacağını
Asla vermezdim 1200 papeli sana.
Bilsem böyle karaktersiz çıkacağını
Boşver derdim koy bunun te amına.

Haddi Hesabı Yok

Günde 15 tane kahve içiyorsun.
Kahvesiz yapamam ayaklarına giriyorsun.
İçtiğin şey de neskafe, yani gavur kahvesi.
Yaptığın kolpalıkların haddi hesabı yok.


İşe futbol girince değişiyorsun.
Karı kıza "22 kişi topun peşinde neden koşar ki" diyorsun
İddaadan tüyo gelse tüm servetini yatırırsın
Attığın dümenin haddi hesabı yok.


Arabesk müzik denince yüzünü ekşitiyorsun.
Cengiz Baba'yı duyunca ortamdan uzaklaşıyorsun.
Entel ibnenin biri konsere gelse 150 lira bayılırsın
Ettiğin gebeşliğin haddi hesabı yok.


Ömründe iki kere gitmişsin camiye.
Onlar da kesin teravide taşşak geçmeye.
Ortamda kız olursa kilisiye mum dikmeye gidersin.
Kolpadan şeklinin haddi hesabı yok.


Anan baban hasta olsa arkadaşına gidiyorsun.
Seni doğuran insanları zerre düşünmüyorsun.
Özel günlerinde kızlara "Ezgicim ruhhalin nasıl" dersin.
Sıktığın yalanın haddi hesabı yok.


Selanikliyim deyip memleketini Thessaloniki yapıyorsun.
Sanki Ümraniyede değil de 20 yıldır Venedik'te yaşıyorsun.
Entel kuntel görüneyim diye doğu yemekleri översin.
Hayalden ettiklerinin haddi hesabı yok.


Sahile bira içmeye gidelim desek palavra atıyorsun.
Karılarla şarap içmeye koşa koşa gidiyorsun.
Paran bitince marmara golda talim edersin.
Yalandan hayatının te amına koyayım.

Tuesday, October 18, 2011

Kurtlar Vadisi Gizemli

Siyah minibüsümüze binmeye hazırlanırken, etrafı kontrol ediyorduk. Tam bir mafya olduğumuz herkes tarafından görülsün diye sinsi sinsi her yere bakıyorduk. Acaba minibüsümüzün altına bomba mı yerleştirilmişti veya bir sniper tarafından hedef olup olmadığ... Panik yapmayın vurulmadım, hem vurulsam bile ölmem ben. Aynı ayakta ölen adam gibi

Gerçi mafya olduğumuzu belli etmek istediğimizi de düşünmüyorum, öyle bir durumda sokaktan geçen insanlar "aa bunlar mafya ben de zaten mafya olmak istiyordum hep, onun için hemen gidip yanlayayım beni de aralarına almalarını isteyeyim" gibi saçma düşüncelere sahip olurlardı ki buna hiç gerek yoktu. Mafyayız dediysek inşaat mühendisi gibi bir ortama sahip olmayı istediğimizi hiç düşünmüyorum.

Mafya dendiğinde aklınıza gelen ilk 3 isim Polat Alemdar, Memati ve Abdulhey ile birlikte bizimle minibüse binecek bir kişi daha vardı. Ultra süper lüks minibüsümüz olmasına rağmen, içeride ben koltuklarda hayvanlar gibi uzanıp çekirdek yerken, bu adamın minibüste sandalyaede oturmasını epey garipsemiştim. Polat ile samimiydim. Memati usta, Abdulhey abi derken ben ona Polat veya kankuli diyordum. Onun hem adamıymışım gibi ama hem de değilmişim gibiydim. Polat'ın ilkokuldan kankası veya askerden tertibi olma ihtimalim çok kuvvetli burada.

Polat ile o kadar samimi olmama rağmen bu adamın kim olduğuna dair hiçbir şey sormayışımı da o anın esrarengizliğine bağladım ve hiçbir şey sormayıp çekirdek yemeye devam ettim. Etraf benden dolayı komikli şakalı ve bir o kadar senpatikken, diğerlerinden dolayı da ciddiydi. Çünkü onlar takım elbise giyiyordu. Bense gri alt aşofmanımla mühendislik okuduğumu bir kez daha belli ediyordum ve çekirdek yiyordum. "Aman çorabımı da aşofmanın paçalarının üstüne çekeyim de soğuk girmesin klimadan neyin" demiş olmalıyım ki çoraplarım da da aşofmanın üzerindeydi. Özetlersem her yerde olduğu, bu ortamda da sevilen sayılan bir insandım.

Çekirdek yiyip Ntvspor izlerken gideceğimiz yere geldiğimizi farketmemiştim bile. Fakat bu durumdan hiç mutsuz değildim. Takım elbiseli adamlarla muhabbet etmek yerine alttan geçen Fransa 2. ligi maç sonuçlarını takip etmek daha çekici geliyordu. Arabadan indikten sonra sandalyede oturan esrarengiz adamı da minibüsten sandalyeyle biz indirecektik. Adam yürüyemiyor heralde yazık lan diye düşünüp insanlık namına yardım ettik fakat yere koymamızla ayağa kalkması bir oldu. "Dalga mı geçiyorsun lan hıyar" demek istedim fakat o ortamda, öyle bir şekilde bunu söylememin doğru olmadığını düşündüm. Zira temiz bir dayak yiyebilirdim.

Girdiğimiz ev, ev gibi değil de daha çok bekar odası veya öğrenci evi gibiydi. Evin dağınıklığını ve camın açık olduğunu görünce 'evde sakladığımız çok çok gizli belgelerin' kimi insanlar tarafından çalındığını düşündük ve telaşa kapıldık. Daha doğrusu ben düşünmedim çünkü ben bu eve önceden gelmiştim. Camı da eve biraz hava girsin diye açmıştım ama o an bunu yine söylemedim. Çünkü Polat kafama sıkabilirdi. Yok lan sıkmazdı sonuçta ilkokul arkadaşıyız o kadar da hıyar değil Polat.

Tam o sırada birtakım olaylay gelişecekken ev telefonu çaldı ve ben uyanmak zorunda kaldım. Israrla dılılı dılılı diye telefonu çaldıran insanı kendi içimden bir güzel andım. Sonra da uyuyakaldığımı ve bilgisayarın yatağımda olduğunu gördüm. Mimari konusunda tam da fikirler edinmeye başlayacakken böyle uyuyakalmamı garipsedim ama geçti. bilinçli gibi hemen maillerime bakayım dedim. Hsbc sağolsun Bireysel Emeklilik İçin Özel Bir Başlangıç!‏ diye bir mail atmış. Onlara burada tekrardan teşekkür ediyorum. teşekkürler esbeşbisi buna gerçekten ihtiyacım vardı, şimdi hemen gidip emekli olacağım ve tüm paramla "buralar ileride çok değerlenecekmiş" diyip arsa satın alacağım.

Sonra da hayatıma kaldığım yerden devam edip rüyanın devamını görmek için uyuyacağım günleri yaşamaya devam edeceğim. Beni takipte kalın.(yok lan kalmayın başka işiniz mi yok gidin 7'de cska - Trabzonspor maçını falan izleyin.)

Wednesday, October 12, 2011

yine ninja kaplumbağalı

blogger anasayfasında 100 kayıt yazısını görmeme ve "ohh lan düzlüğüm burada da kanıtlandı artık" dememe rağmen blogumda 82 yazı olmasına anlam veremiyorum. acaba diyorum blogger bile bazı yazılardaki çaresizlikleri anlayıp "aga bu yazıdan sana ekmek çıkmaz onun için gel bunu yayınlamayalım sadece sen gör" veya "bütün blogger senin saçma yazılarınla dolu siktin attın veritebanımızı(artık bu yazılar nerelerindeyse)" falan mı diyordu. ben ilk ihtimalin daha kuvvetli olduğunu düşünüyorum, zira bloggerı ikinci ihtimali düşünecek karakterde, serserilikte itlikte insanlar yönetmiyor olmalı.

ama şimdi bloggerın sahibi Shredder(Şıreydır) olsa itliğin hergeleliğin alasını yapardı. Düşünmek bile istemiyorum yapacaklarını. benim adımdan insanlara çok kuvvetli ihtimalle "sana bir şey göstersem kasıktan dize kadar" veya "aRa BeNy BoYa Beny" diye yorumlar yapardı. Üstelik bunu o bile yazmazdı. varsa yoksa emir verir Rakstedi gel sen bu yazının altına çük resmi çiz, Bibap koçum sen de bu yazının altına Bebop43cm falan gibi bir nickle yorum yapıp bu adamın prim yapacağı bütün yolları engelle, varsın hiçbir şekli olmasın buradan falan derdi. Onun için blogger'ın sahibi iyi ki Shredder değil de batı'nın ahlaksızlığını almış olmasına rağmen modern ve medeni insanlar.



bu durumda her ne kadar kendileriyle uzun süredir bir ahbablığım, ahbaplık olmasa da bir ortak yönümün bulunduğunu düşündüğüm(sanki aynı amaça hizmet etmişiz gibi ama aslında yaptığım bir olay yok) ninja kaplumbağalar bile bana yardım etmezdi. madem açtın blogu siktir git kendi işini kendin gör diye fikir birliğine varırlardı. Belki Donatello karşı çıkardı bu fikre ama sonra onu da kandırırdı pezevenkler.(özellikle mikelanjelo) zerre siklerinde olmazdım yani.

Mikelanjelo pizza yerdi, Rafael kurban bayramı için bıçak bileyen seyyar bileyicilerde hançerlerini biletirdi, Leonardo sırf bana yardım etmeyeyim diye kılıcıyla hıyar falan soyardı. belki Donatello yardım etmeye kalkardı ama o da aşk acısı çektiğinden beni bir kenara bırakıp sopasına bir takım cümleler kazırdı. "Ya benimsin ya bu kara lağımın April(gerçi ikisi de aynı şey lan buraya ben de anlam veremedim)" veya memleketi neresiyse diyelim Bayburt "89/3 Bayburtlu Leonardo aramasın gözler o şimdi ninja" falan yazardı. Leonardo'yu böyle bir durumda yalnız bırakırdım, zaten beynini yitirmiş gariban diyip.

Ninja kaplumbağalardan da medet umamıyorum ya artık durumumun vahametini daha iyi anlayabiliyorum. gün gelecek hepsi kapımda dizilecek ama hiçbirine gereken ilgi ve alakayı göstermeyeceğim. He belki Siplintır Usta'ya gösteririm, fare de olsa delikanlı adam. evet evet ona kesin gösteririm. Hayatın en hüzünlü anı, deli gibi sevdiğin insanın buna değmediğini gördüğün andır. Ve en büyük kaybın ona harcadığın zamandır ya, siz de benim için artık birer kayıpsınız Ninja Turtles. şimdi siktirin gidin beni yalnız bırakın.

Tuesday, October 11, 2011

San Marino kere sizi

İddaa oynamadığım günlerde kendimi çok kötü hissediyorum. İddaa artık benim için zevkten, para kazanmaktan öte bir mecburiyet, bir ihtiyaç. hobi olarak okula gidip, geri kalan zamanımı işime gücüme yani iddaaya ayıran biriyim. Programdaki maçların azlığından dolayı bazı günler iddaa oynayamıyorum. veya programda Norveç'in İsveç'in artık bilek metal diyarlarından ne kadar ülke varsa o takımlarla ülkemizin sikko alt lig takımları yer aldığından iddaa yapasım gelmiyor. Böyle durumlarda çok öfkelenip, tüm parasını gece barbutta kaybettiği için rakı içemeyip karısını çoluğunu çocuğunu döven öfkeli babaya dönüşüyorum. Evet bilen bilir o an tam bir Halil Güneşli oluyorum ki kendisi bu tanıma en çok uyan insan. O ki bir önder, adeta bir bilge.



bir süredir buraya çok fazla şeyler yazamıyorum. bir yandan okula giderken, diğer yandan iş güç derken(yalan) fırsat olmuyor. işin doğrusu en büyük derdi blogger çıkarıyor. 120 defa şifremi hatırla dememe rağmen her defasında şifrenizi girin seçeneğiyle beni baş başa bırakıyor ve ben şifremi her zaman unutuyorum. Yeni şifre isteme kısmısında güvenlik kodu yerine de sırf ben yeni şifre alamayayım, sinirlenip etrafa, börtü böceğe küfür edeyim diye garip cisimler gösteriyor bana. örnek vermek gerekirse ünlü bir ressamın hiçbir sike benzememesine rağmen insanların "gerçek sanat işte bu" tarzı tanımlamalar yaptığı soyut resimler gibi saçmalıklar gösteriyor. aşağıda bir sike benzemeyen resim örneğini çok net görebilirsiniz.



Asıl konuma dönmek gerekirse San Marino'ya dert yanacağım bugün. Yıllardır top oynamalarına rağmen zerre ilerleyememiş, rakipleri Liechtenstein, Malta, Faroe Adaları türlü yatırımlar yapmış sebze meyve ekip, tarım ve hayvancılığa önem vermişken bir baltaya sap olamamış bir diyar. Avrupa'da yerini göster deseler çoğu insan bir çırpıda gösteremez. tek özelliği batının ahlaksızlığını bulundurması ve kızlarının teklif etmesiyle ünlü olan bir ülke işte San Marino. eksiği vardır bu söylediklerimin belki ama fazlası asla. bu kadar da olmadık bir memleket.

İşim gereği iyi bir iddaacıyım, iyi bir araştırmacıyım. yani yıllardır oynarım bu mereti. Bugün karşıma çıkan bir durum dolayısıyla hayretler içinde kaldım.(kalmadım) San Marino'ya 2 handikap açmışlardı ama bu durumda bir tuhaflık vardı. Bu arada handikapın ne olduğunu bilmeyen varsa bir zahmet gitsin blogumdan ofsayttan sonra bir de bunu açıklamakla -özellikle kadınlara- ömrümü heba edemem.

San Marino'yu yenmiş sayılması için 3 fark atması gereken takım Moldova idi. evet nataşalarıyla ne kadar ünlü ise futboluyla o kadar ziyan olan ülke Moldova'ydı. basiretinizi sikiyim sizin San Marino kere diyip bülteni kapattım ve bu yazımı yazmaya karar verdim. Evin yansın San Marino, amatör kümelere düşesin, yaban ellerde çürüyüp kalasın ki kurda kuşa yem olasın. Rezil ibneler sizi.

Sunday, October 02, 2011

Teletabilerle sırdaş olmam, olamam.

Tinki Vinki hakkında söylentilerin dolaştığı zamanlardı.
Kimimiz bücür cadı izler, kimimiz evli,
Karıştırıyorum bazen böyle şeyleri
Dayımgilin bana öğrettiği gibi
Hap dedim mi açamıyorum bir anda radyoyu
Zaten dayımgilin de hap demek
Şunca yıl boyunca aklına gelmemiştir.

Tinki vinki diyordum teletabi diyarından
Hiç sevmem kendilerini hele ki pazartesileri.
Rakstedi ve Bibap gibi delikanlı değildi hiçbiri
Dost meclislerindeki saygınlığımla
Kabul edemezdim onu asla aramıza
Bu yaştan sonra bir de
Teletabi mi dolaştıracaktık yanımızda

Hem bilemem konu komşu ne derdi
Ah ne derdi vah ne derdi
21 yaşına gelmişsin ama yine de
Teletabi gezdiriyorsun yanında utanmaz gibi
Değil utanmaz, adeta arsız şerefsiz gibi.
Neyse bu konuda kendime çok yüklenmesem
İyi olacak galiba haftaiçileri.

Çıkarttığım iyi oldu hayatımdan
Teletabileri özellikle de Tinki Vinkiyi
Ama sen gel teletabileri izleyelim desen
Afedersin ama yine de şeyimde olmaz çiçeğim
Sonuçta koskoca insanlarız bu yaştan sonra
Teletabiler izlemek yakışık almaz.
Açar Oktay Usta'yla Yeşil elma izleriz.

Monday, August 22, 2011

olmuyor böyle avea

5055 diye birinden mesaj geldi bugün. 5055 kim lan dedim içimden, benim 5055 adında bir arkadaşım yoktu ama arkadaşlarımın ismini yarraam veya lazyo diye kaydederken başka birini de 5055 diye mi kaydettim lan acaba dedim. Telefonum da ultra tırt bir telefon olduğu için kendi de yapmış olabilir dedim, zira listemdeki bütün bayanları silip nerde adam varsa onları bırakıyor.(bazen adamları bile siliyor o derece tırto bi telefon) istiyor ki ben zor durumda kalayım biri mesaj atınca "sen kimsin amına koyim" diye geri cevap atayım çirkinleşeyim. Gerçi o konuda rahatım mesaj atan insanın dişi olma ihtimali pek hatta hiç olmadığından tanımadığım numaraya rahat rahat küfürlü mesajlar edebiliyorum.

Atsa atsa avea atmıştır lan kim olacak bu 5055 dedim ama yine de bi tedirginlik yok değildi içimde. Gelen mesajın görünen kısmında sadece "sabahtan akşam..." yazıyordu. o an dedim ki bu durum ne bir harry potter filminde, ne bi star wars ta, ne bi başka büyülü esrarengizli filmde yapılmadığı kadar garipti, o derece şüphe uyandırdı içimde. Acaba dedim UZAYLILAR TARAFINDAN İZLENİYOR MUYUM? yok lan demedim neyse ki anaokulunu bitireli ve köyüme gideli 2 ay olmadı.

Sabahtan akşama kadar evde uyuyup hıyarlıktan başka bir şey yapmıyorsun mu diyecekti avea bana, yoksa ttnetle konuştuk sabahtan akşama kadar porno izleniyormuş(ben değil abim) sizin hattan ramazan ramazan yakışıyor mu hiç size mi diyecekti bana veya sonunda isyan bayrağını çekip sabahtan akşama kadar tüm listene şakalı komikli ehere mehere mesajları atıyorsun yeter artık biz bıktık sen bıkmadın amına koyim mi diyecekti. Şüphe içinde kaldım, düşündüm, gökyüzüne baktım, bir daha düşündüm sonra önüme gelen pet şişe kapağına vurdum amaaan sikeyim ne düşünücem ya aç gitsin dedim.



Nitekim korktuğum gibi olmadı sabahtan akşama avealılar bilmemkaç dakikası şu kadarına arayın gibi yine aveanın spam mesajlarından biriydi. amına koyim avea kere dedim, otobüse atladım eve gittim. Bu fotoğrafı eklemesem de ölürdüm.

Wednesday, August 17, 2011

Borç altına girmek

Gün geçmiyor ki ani çıkışlar yapmayalım, gaza gelip maksadını aşan demeçler verip pişman olmayalım. ben de çok hıyarlık yapıyorum yaptığım bu çıkışların hepsinde de sikerim ya diyip vazcayıyorum. zaten bir insan yeter lan artık mahallenin muhtarları izlemeyi bırakıyorum diyip, bu kararı ne kadar süre uygulayabilir ki? en fazla 1 gün, bilemedin 2 gün.

Denyoluğun üst sınırlarında olduğum zamanlar ben de kimi konularda abartı kararlar almış biriyim. ya ne yapacağıdım? aldığım kararları uygulamak da bir türlü nasib olmadı çünkü bir anlık denyolukla söylenen sözlerdi çoğusu ve bunların hiçbiri uygulanmazdı. yeri geldi "bi daha Beşiktaş maçı izlemeyeceğim amına koyim" dedim, "abi bu dönem ders çalışacam bak okulum bitmeyecek" dedim, kimi zaman oldu anneme çemkirip "ya tamam bırak yapma yemek yemiycem yapsan da" dedim aç kaldım hıyar gibi.

Ben kendi söylediklerime yine normal gözle bakabiliyorum, düşünün bir de "ilk sene çok çalışıcam bölüm değiştircem" veya "abi aslında ticarete atılmak gerek okumak da para yok" diyen insanlardan da olabilirdim, çoğşükür o kadar beynimi yiyecek durumlara gelmedim. Bazen fox tv ve fılaş tv(ooooo şık şık şık) izlerken o durumlara geliyorum ama onu da normal karşılamak gerek. Yalçın Abi'yi izleyip de ne yapacağıdım atomu çekirdeklerine ayıracak halim yok heral tabiki "abi adam bu işin ustası" diyeceğidim ve olaylara farklı gözlerle bakacağıdım. yine fox tv nin hıyar spikerlerinin komikliklerine maruz kalmışken ciddileşip "hayır ben bu adama katılmıyorum" demeyecektim. aksine çiğköfte yiyip halay çeken adamları gördükçe ekere kekere diye gülüp coşum coşum olacağıdım.

Bu yazıyı yazmamın sebebi olaya değineceğim şimdi. Yarım saat önce otobüse binmiş evime gelirken yanımda oturan adamın gaztesine yanlıyor spor sayfasını açsa da 2 haberlensek negzel olurdu diyordum. Gazte tabiki de Posta gaztesiydi. Spor sayfasını okurken yanımdaki adamla samimi olmuş, futbol muhabbeti yapmaaya koyulmuştuk. "Ne dersin Eboue başarılı olur mu galatasrayda" dedi bana. "neden olmasın abi adam yıllarca arsenalde oynamış yeaa" dedim tam bir düz adam olarak. hangi takımlı olduğumu sorduğundan ve tabiki Beşiktaş cevabını aldığından mütevellit "sizin de teknik adam belli değil yöneticiler içerde tırı vırı" gibi şeyler söyledi. çok net anlaşılacağı gibi muhabbetin bi sike vardığı yoktu.

Arka sayfayı çevirince yalanası bir bayana bakıp kadın için "böyle sevgilim olsun 1 trilyon borcum olsun" dedi. O an uzun uzun düşündüm. 1 trilyon çok paraydı. kendime dedim ki ben o kadar parayı Scarlett johansson için bile verecek bir insan değilim. Giderim doğalgazlı bahçeli bir ev alırım, beyaz eşyamdan lcd ekran televizyonuma ligtvimden her gün ayaklarımı uzatıp futbol izleyeceğim koltuğuma kadar her şeyi alırım bir güzel evimi döşerdim. Napayım kombisi olmayan evde Scarlett Johanssonu ne yapayım ntvspor izlenebilen bir evim bile olmadığı halde yılansı bayan scarlett johanssonu. scarlett bugün dayımgilde kalalım yarın amcamlarda ertesi gün ablamlara gideriz diyerek gün mü geçer amına koyim. onun için önce doğalgazlı ev şart gerisi gelir. adama da dönüp "abi 1 trilyon da çok para be şimdi" dedim. haklıydım 1 trilyon çok paraydı, karı kız için o kadar yük altına girilmezdi.



ben yine haklı olduğumun sevincini yaşarken adam da tabi o da senin fikrin saygı duyarım dedi. Muhabbetin bi sike yaramayacağını tekrar anladığım için düğmeye bastım ve indim. 1 trilyon büyük para hem de çok büyük para. Nefis scarlett için bile hem de.

Saturday, August 06, 2011

Horoz olmak

Horozları hiç sevmem. Sebebi az çok belli. gerçi yok lan nerden belli olsun sonuçta horozlar pek de sikimde olan hayvanlar değil uyanınca vay efendim acaba dünyadaki bütün horozlar bu sabah öttü mü, acaba hepsi iyiler mi diye düşünmüyorum. Hee Bizimkiler'deki katilin horozu Prens'i düşünüyorum o ayrı, onun bende yeri farklı yaşanmışlıkları inkar edemem.



Diğer horozların hiçbirini umursamıyorum ama, her gün binlercesi kesilmesine rağmen oturup evimde çay içip bir yandan da football manager oynarken zerre aklıma gelmiyorlar "bugün acaba kaçbin tane horoz kesilmiştir canlarıms horozlarıms" diye düşünmüyorum. İşin içine horozlar girince vurdumduymazlık konusunda tavan yapıyorum adeta yeniden Serdar Ortaç'a dönüşüyorum.

Bu durum hoşuma gitmiyor bir horoz için Serdar Ortaç'a dönüşmemi, bir horoz uğruna elalemin göbeğinden zeytin yemeyi aklıma kabullenmiyor. zaten zeytin yiyecek olsam da öyle kütür kütür bi bayan değil de kıllı adamların göbeğinden yemem istenir ki bu en son isteyeceğim bişey. beni ne hale sokuyorsunuz ipne horozlar.

Horozlar konusunda önyargılı olmamın büyük bir sebebi de var elbet. Sonuçta kuru kuruna bir şeyden hoşlanmayacak değilim. Bi kere her sike ürürürürü diye bağıran hayvanı evime almam, adam yerine koyup onu beslemem, geh bili bili bili diye yem vermem. Bir gün horoz kesilmesine şahit olacaktım. Horoz kesilirken gök birden kararmış, şimşekler çakmaya başlamış, topraktan kan kokuları yükseliyordu. yok lan sıcaktık terliyorduk işte amına koyim ne şimşeği. Hayvan artık nasıl bir coşum coşum içindeyse, nasıl bir enerji patlaması içindeyse kafasının kesildiği an bir tavuğu tutup bafilemeye (afedersiniz sikmeye) başladı. Gözlerime inanamadım. o an horoz böyle bir hayvandan çok teknik üniversitede makina mühendisliği okuyan bir adama dönüşmüştü. o andan itibaren horozlara karşı mesafeli oldum, ev teslim edilmeyecek hayvan olduğunu anladım.



bık bık bık bağırması bi yana sadece döğüş etmeye ve sabah insanların kafasını sikmeye yarayan bi hayvanı neden seveyim neden besleyeyim. alırım köpek beslerim kedi beslerim. blogumu da kedi köpek fotoğraflarıyla süslerim, bu kadar basit.