Friday, December 23, 2011

Kaşınmak

Tramvaydan karşıya geçerken insanların garip el hareketleriyle bana bir şeyler anlatmak istediklerini düşünmeye başladım. "hey hey, selam" diyen bu el hareketleri ve mimikler zamanla "kimsin lan sen kimsin" veya çocukları korkutma ve şaşırtma tepkisi olan "ceeee" ye dönüşmüştü. "asıl siz kimsiniz lan ibneler" edasıyla bir şeyler anlatmak istesem de kapşonumu çıkarınca yanlış şeyler yaptığımın farkına vardım. Yolun ortasında kaplumbağa gibi yürüdüğümden, kulağımda da bir serseri gibi yüksek sesli bir müzik olduğundan, darili darili diye korna çalan minibüsü farketmemiştim.

Minibüsçü ellerini havaya kaldırıp yine jest ve mimiklerle bana "yeter be kardeşim iki saattir basıyoruz kornaya duymuyorsun" dedi. Yine bazı figürlerle dudağımı büküp "pardon abi haklısın" demek istedim. "Onca şey arasında neyle uğraşıyoruz ya" demek istedi, "tamam lan uzatma" diye karşılık vermek istedim. "Aaayt" demek istedi, "sus lan göt" demek istedim ve koşarak kaçtım.

Esaslı adammış ki çolukla çocukla uğraşıp arkamdan kovalama durumlarına girmedi. Binmem gerektiğini düşündüğüm otobüsü koşarken ivmeli hareket yapıp nihayet yakaladım. Sağolsun şoför abi arka kapıyı açmıştı ve rüzgarlı havada diğer otobüsü beklerken donmama mahal vermemişti. Öne doğru ilerleyip akbilimi okutmaya yeltenmişken ne olur ne olmaz "93 mü abi" dedim. "Evet" dedi. "Abi habızıttın mı" diye kafa bulandırmak istedim, "ney" diye karşılık verdi. "Ney değil zurna al eline oyna" demek istesem de şansımı ikinci kez zorlamadım ve "hayırlı yolculuklar" deyip oturmak için arkaya doğru ilerledim.

"Keşke deseydim lan", "hem bu şoförü kesin döverdim ben" diye düşünürken iki önde burnunu karıştırıp sümükleri koltuğun altına süren adamı gördüm. Adama karşı kinler beslemeye başladım. İstedim ki karşısına geçip "orospu çocuğu" diyeyim ama bugün şansımı daha fazla zorlamamam gerektiğini düşündüm. Yine de ilkokul arkadaşım Korhan'ınki gibi ön dişlere sahip olsaydım da iki dişimin arasından fısırıp kısırıp tükürükler gönderseydim dedim ama çok da üzerinde durmadım.

Otobüsten inip kasaba doğru yöneldim. Yarım kilo tavuk göğsü istedim. Tavuklarım hallolurken kasaptaki diğer görevli (görevli deyince avrupa birliği komisyonu üyesi gibi yanlış şeyler sanılmasın bildiğin kasap işte) "sen şu abinin çocuğu musun" dedi, "he abi" dedim. "Baban geldi bugün de ondan sordum" dedi, "tamam abi" dedim ve kasaptan çıkıp eve geldim. Ekmek arası yapıp Arka Sokaklar izledim.

Wednesday, December 21, 2011

Sen yeter ki iste

Allahım yarabbim diyorum
Sen ne kadar mükemmel bir kişisin öyle
Seni o kadar seviyorum
Yaptığın şeyleri o kadar doğru buluyorum ki
Desen bana "Hüseyin bi bak hele"
He çiçeğim, he gülüm, he ceylanım diye
Karşılık versem ben de sana
Tekrar dönüp "10 milyon verir misin bana" desen
Sonra vereceğim ama bak söz diye de eklesen
Hiç düşünmem ve oracıkta derim ki
Yahu anasını sikeyim 10 milyonun
Sen iste ben sana 64 milyon da veririm
77 milyon da veririm
Geri meri de istemem parayı
Teklif bile etme sakın
Aramızda lafı mı olur 77 milyonun
Duymamış olayım böyle bir şeyi
Ama 153 milyon isteme benden
O kadar param yok çünkü
Yok diyelim utanmayıp benden 153 milyon istedin
Na buraya yazıyorum, na buraya
Eğer 2 gün içinde o parayı temin etmezsem
Cümle alem belamı siksin nazlı yarim
Bak cümle alem diyorum açık kapı bırakıyorum
Atı var, eşeği var, zürafası var
Ve inan o kadar istekli olurum ki parayı bulmada
Allem eder kallem eder bulurum
Ben parayı ararken millet der ki
Allah allah neden böyle telaşlı acaba
Yoksa bir derdi mi var, bi sorunu mu var
Ama ben söylenenlere hiç aldırış etmem
Susun amına koduklarım der
Yoluma devam ederim
Konu komşuya, 153 milyon lazım bana acil
Sen de biraz para ateşlesene deyip
Yaklaşık 337 milyon nakit toplarım
Fakat 153 milyonu sana verdikten sonra
Gelip bana dersen o kalan paradan da
Bi 50 lik atsana bana be
Benim televizyonun son taksidi duruyor.
And içerim ki seni merdaneyle döverim
Biliyorsun bunu yaparım.

Monday, December 05, 2011

Karıncalar Çıktı Mavi Mavi Oynadılar - II

10 gün sonra ilk defa okula gidecektim. Uzun bir hastalık sürecimi büyük bir oranda atlattığıma göre okula gitmemde bir sakınca yoktu. Aslında öyle "vay efendim komşunun oğlu epey hastaymış bir ziyarete gitmek lazım" gibi mevzuların döneceği bir durumda değildim. Canım bir süre okula gitmek istemediği için rapor almıştım.

Durumumu şimdi küçümsesem de ilk günler hayvan gibi hastaydım ama komşu teyzelerin gelip "yi ievladım kısır da yi" cümlelerini duymak istemediğim için "yıkılmadım ayaktayım" pozu veriyordum apartmanda. Kimi zaman bakkala inip 5 litre su alarak, kimi zaman merdivenleri 3'er 3'er çıkarak gayet sağlıklı olduğumu belli ediyordum. Apartmanda adım Raki'ye çıksa şaşırmazdım.

Dersin başlamasına 50 dakika kala uyandığım için acele etmem gerektiğinin farkındaydım. Tuvalete gidip idrarımı bir güzel edip eyledikten sonra giyinip yola koyuldum. Otobüse bindiğimde arka tarafa doğru ilerlerken otobüste bir kadın dikkatimi çekti. Kadının dikkatimi çekmesinin tek sebebi vardı. Bu sebep güzelliği değildi. Kadın Tekken'deki Nina'ya benziyordu. Hatta bu benzerlikten öte bir durumdu, kadının Nina olduğuna artık emin gibiydim. Tam kadının yanına gidip "bacım sen Nina mısın" diye soracakken ayağındaki Ugg aykablarını görünce soruyu sormaktan vazcayıp yerime oturdum. Fikirlerim %100 oranında değişmişti. O kadın Nina olamazdı, en fazla Pelin olurdu.

Okula gidip son derece sıkıcı dersi dinleyip çıktıktan sonra tuvalete doğru ilerledim. Yani işemeye gittim. Hedef noktam pisuvara gelmiştim. Gözlerimi kapatıp kafamı yukarı kaldırmış, bir güzel işiyorken "selamun aleyküm" sözüyle irkildim. Ahbaplarımla tuvalette karşılaşmıştım ve ortam anında "selamun aleyküm" den "napıyorsun lan ibnetor" kıvamına gelmişti. İşeyip ettikten sonra bahçeye gidip banklara oturmaya karar verdik.

Onlar teknik üniversitede olan milyonlarca erkek gibi karıya kıza bakarken, bense medeni gibi onların yaptığının yanlış bir hareket olduğunu vurguladım defalarca. Çok uzun süre geçmeden "ibne misin amınakoyim" sözleri şahsıma söylendi. Yani küfür ettiler bana. Durumu uzun uzun açıkladım bana hak verdiler, aslansın abi, kaplansın, yürü be koçum falan dediler. Neden dediler peki? Ben de anlamadım ama olsun, böbürlendim, birtakım olaylara girişesim geldi ama girmedim. Daha önce gaza gelmenin gereksizliğini defalarca görmüştüm çünkü. İlk kez gaza gelmemiştim.

"Yarın da mı rapor alsam, o gebeş adamın dersine gelmemek için" gibi bir cümle kurdum istediğim an rapor alabildiğimi belirterek. İnsanların gözünde Oxford Tıp Fakültesi başhekimini tanıyormuşum gibi bir izlenim yarattım lakin hiç öyle değildi. "Bana da alsana lan rapor" sözlerine başparmağımı işaret ve ortaparmağımın arasına koyarak karşılık verdim ve haeaheahah diye tam bir hıyar gibi güldüm.

İçlerinden biri bir kıza tutulduğunu söyledi. "Abi bence X'e söyle aranızı yapsın madem o da iyi arkadaşınmış, arkadaş arkadaşın pezevengidir sonuçta di mi" dedim. Bir süre kimseden ses çıkmadı. Ben de hadi lan eve gidelim artık dedim. Kısa bir sessizlikten daha sonra fikrim mantıklı bulundu. Eve geldim bilgisayarım yine şarj olmuyordu. Bir süre boşuna onla uğraştım. Okula gitmeden önce şarj aleti ayağıma çarptığından "ananıskm şarj aleti kere" diyip şarjı tekmelediğim aklıma geldi. Baktım, yerinden çıkmıştı. Keşke Malmek'te yaşasaydım orada şarjla kabloylan uğraşmazdım dedim. Oturdum, kafamı ve boynumu kaşıdım.

Tuesday, November 22, 2011

Karıncalar Çıktı Mavi Mavi Oynadılar (Hikayeli)

Esrarengiz bi gün değildi. Belli aralıklarla görüştüğümüz aile hekimini ziyaret edip biten ilaçlarımı yazdırmıştım. Kendisi bana yine tavsiyeler verdi. Amansız bir hastalığa yakalanmadığımı, bundan dolayı İbo Show kıvamında olduğunu bildiği yaşamıma devam etmemi söyledi. Kendi halime şükretmem gerektiğini, insanların doğuştan kör olduklarını veya kanser gibi tehlikeli hastalıklarla uğraştığını dile getirince de durumdan sıkılıp "he abi he" diyerek odasından ayrıldım.

Eczaneye gidip ilaçlarımı alacaktım. Eczaneye ilaçlarımı temin etmekten başka tartılmak sebebiyle de gidiyordum. Daha kilolu çıkayım diye bakkaldan su alıp onu içecektim. Her zamanki gibi küçük hesapların adamıydım. İçimden kendime "suya 50 kuruş vereceğine tartıda gelen kiloya 500 gram eklesene gerizekalı, hem böylelikle paradan da tasarruf edersin" dedim. Mantıklı geldi, ayda 2 kere doktora gitsem bu sayede senede 12 lira biriktirebilirdim. Bu parayla kendime 1 tane 4 ortalı harita metod defteri ve o beğendiğim miki fareli kalemtraşı alabilirdim.

Suyu aldığımı farkettiğim için şu an bunu tartışmanın anlamsız olduğunu düşündüm. Oturdum, başımı göğe kaldırıp, burnumu sıkarak suyu içtim. Böylelikle su vücudumda daha çabuk yayılacaktı. Ayağa kalkıp tekrar yola koyulmaya başladım. Aman yürürken çok kalori harcamayayım da tartıda hafif gelmeyeyim diye ağır adımlarla, adeta bir robotmuşcasına hareket ediyordum. Robokop haricinde hiçbir robotu sevmediğimden mütevellit yanlış şeyler yaptığımı düşündüm ama bir yandan da tartıda hafif gelmek istemiyordum. Robotları umursamadım o an.

İkilemde kalmak bana göre değildi çünkü. Her zaman net olmayı tercih ederdim. Angelina Culi mi, Müjde Ar'ın gençliğimi diye sorsalar hiç düşünmeden, çat diye Müjde Ar'ın gençliği derdim, tereddütsüz penaltı noktasını gösteren hakem edasında. Yürürken zamanın nasıl geçtiğini farketmedim. Bunun tek sebebi derin duygulara dalmam değil de aradaki mesafenin en fazla 5 dakika olmasıydı. Eczaneye girip eczacıyla olan işimi hallettikten sonra tartılmak için hamle yaptım. Yani tartıya çıktım. 68 kilo 900 gram geldiğim için "bana zayıf diyen herkese kafam girsin" diye iç geçirdim tekrar.

Çıkıp, bakkaldan istediğim şeyleri de aldıktan sonra eve yürümeye başladım. İddaa bayiinin önünden geçerken hayata dair yaptığım planlarım geldi aklıma. İddaa bayii sahibi bir insan olmak istediğimden kendimi İddaa'nın logosunun yer aldığı yeşil İddaa yeleğiyle hayal ettim. Yüzüme minik bir tebessüm geldi. İlkokulda 500bin lira okul harçlığı alıp yerde para bulan çocuk gibiydim. Ama çok değil bulduğum para yüzümdeki tebessümden anlayacağım kadarıyla en fazla kağıt 1 milyondu. 20 dolar bulmuş da vodalaaey diye denyo gibi çılgınca sevinen bir insan değildim yani o an.

Üzerimi çıkarıp başka temiz pijama bulamadığım için önümdeki tek seçeneği değerlendirmek mecburiyetindeydim. Annemin evin altında ucuza eşofman satıyorlarmış diyip, bana 10 liraya 2 tane aldırdığı gri aşofman altlarından birini giymiştim. Tanesi 5 lira olmasından dolayı dizi ultra çıkmıştı. Daha doğrusu 70 cm önde giden dizlere sahipti. Yatağıma oturup bağdaş kurdum. Yarın sınavım olduğu ve sınava çalışmayacağım için o gün sadece oturdum. Yapacak hiçbir şey olmadığı için boş boş oturdum...

Monday, November 21, 2011

Ortaçağlı olaylar



Yıllardır merak ettiğim 'Dük mü daha iyi kont mu yoksa lord mu' olayını açıklığa kavuşturdum. maalesef en iyisi DÜKmüş. ismi ÇÜK e benzeyen soylu grubunun en klas soylular olduğunu öğrenince biraz üzülmedim değil ama şimdi geçti. kont dükten sonra geliyormuş, şovalye de en alttaymış. bi de MARKİ ve VİKONT lar varmış ama Marki REPÇİ ismi gibi olduğundan Vikont da yancı kont demek gibi bişey olduğundan listeye koymadım. BARONdan hiç bahsetmiyorum çünkü bildiğimiz gibi tek Baron Mehmet Karahanlı'dır. ha bi de bunların hepsi LORDmuş. yani ayrı olarak LORD diye bişey yok ama olsun. onlar da canımız kanımız.

Wednesday, November 16, 2011

Afrika'nın Yüz Karası

Hotmail benim ilham kaynağım.(değil) HİÇBİR ŞEY GİZLİ KALMAYACAK diye mail atmışlar bana yine. Kendilerine buradan -yani 70 milyonun huzurunda- bir kez daha teşekkür ediyorum, bilinmeyen her şeyimi açığa çıkaracakları için. Zaten teknolojinin hiçbir yararını görmeyeyim ben, hotmail olsun, facebook ve twitter olsun bu işlerin banko en tırt adamlarından biri olarak görsün beni.

Bu adam kerizdir, biz buna banko 10 milyar kredi kitleriz konulu banka mailleri atan hotmail, sezonun yeni trendleri konulu şeyler yazan modalı gelişmişli twitterlar sağolsun son derece kürek hissetmeme yardımcı oluyordu fakat facebook artık bu konuda çığır açtı. Bana abone olmam için can bonomoyu önermeye başladı. kendilerine çok teşekkür ediyorum bir daha dünyaya gelirsem sayelerinde kürek sapı veya mavi leğen olarak hayatımı sürdürebileceğim. Teşekkürler feysbuk, teşekkürler mark zükerberg.

Liechtenstein'da kızlar teklif ediyormuş, Kualalumpur'da kızlar teklif ediyormuş derken bugüne kadar Botswana'da kızlar teklif ediyormuş demediğimi hatırlayınca beklenen son gerçekleşti. Yok lan son falan gerçekleşmedi. Botswana'da kızlar teklif ediyormuş ya dedim benden beklenildiği gibi. Neyse olaya gelmem gerekiyor. Küçükken çok okuduğum, bazı şeylerin farkında olduğum için, yani boş adam olmadığımdan antin kuntin konularda birbirinden gereksiz bilgilere sahibim.

Laos'da kerhanenin 1 dolar olduğuna, (üstelik beğenmezsen para da vermiyormuşsun tam teknik üniversite işi) Arnavutluk'un eskiden büyük çoğunluğunun ateyist olduğuna (şimdi zerre sikimde değil sonuçta herkesin dini kendine) ve Avustralya'da kangurularla döğüş eylemenin bilhassa onlara sataşıp kaçmanın(arkadan kulaklarına vurmanın) yasak olduğuna(avustralya olayı tamamen kolpa) dair birbirinden ulvi bilgilere sahip oldum bu esnada. Şimdi Botswana ne alaka lan diyeceksiniz. Botswana ise aklımda eydisli insan oranının veya sayısının en çok olduğu ülke olarak kalmış.

Ansiklopedide Botswana'nın evvelinde gelen bir ülke vardı. Bu ülke ise Bophuthatswana idi. Bophuthatswana da Botswana gibi Afrika topraklarında yer alan kızlarının teklif etmesiyle ünlü bir ülkeydi. fakat Bophuthatswana'yı diğer ülkelerden ayıran temel bir özellik vardı. Kendileri yeryüzünde görüp görülebilecek en yancı oluşumdu. Kendilerine ait bir isimleri bile yoktu. Halbuse Uganda öyle miydi, bir Kongo veya Kenya öyle miydi? Tabiki deyildi.

Hepsinin kendilerine has isimleri varken ismini vermek istemediğim bu ülke(Bophuthatswana) ise başka bir ülkenin ismine salça olmuştu. Bu yancılık ne kahvede oralet içip para vermeyen adamda, ne "abi senin tanıdık vardı Beşiktaş maçına bize de bilet bulamaz mısın" diyen arkadaş da ne de "ben de geleyim sizle belki bana da ekmek çıkar" mantığıyla hareket edip birtakım şeyleri mahveden arkadaşda mevcut değildi. Evet kendileri dünyanın en utanmaz şeyini yapıp Botswana ismini Bo ve tswana diye ayırıp içine "phutha" kelimesini koymuşlardı.

Phutha kelimesini google'dan arattım. Rusça birtakım şeyler yazıyor, bayan fotoğrafları falan çıkıyor, yani az çok nasıl bir amaca hizmet ettiğini anladım bu ülkenin. Ülkenin ismini koyan insanlar artık belli bir süre Amsterdam gibi yerlerde yaşamış olmalı ki Batının ahlaksızlığını son derece almışlar. Yazıklar olsun size de sizin gibi karaktersiz adamları söz sahibi yapan halka da. Kısa bir araştırma yapan her insanın en büyük özelliğini rahatça bulabileceği Kenya'nın tükürüğünde boğulursunuz umarım. Allah belanızı versin, hepiniz eydis olun.

Saturday, November 05, 2011

hiç de zor değil halbuki

Yaptığın pintilikler sonucunda
İyice leş bir hale bürünmüşsün.
Adeta bir sansar, bir evsiz kılığındasın
İnsanda biraz utanma arlanma olur.
Biraz düşünce, mantık olur.
İnsanlık olur, başka şeyler olur.
Durumun insanlıkla alakası var mı bilmiyorum ama
Senin insanlıkla pek aran yok
Adeta bir dilencisin.
Sümüklünün tekisin.
Git biraz kendine çeki düzen ver.
Acayip tiksinç olmuşsun.
Çok şükür aç değilsin açıkta değilsin.
Yani imkanın var, para sıkıntın yok.
He yok efendim benim karşıma gelsen
Ya okul falan çok yük birikti,
Acayip masrafım var desen
Gel paranı ben vereceğim
Git kendine al epilator
Kimse demesin sana ibnetor
Dayanamıyorum çünkü seni o halde görmeye
Hadi kolların bir yana da
O sakallar hiç yakışmıyor sana.
Gennaro Gattuso gibi sakal bırakmanın
Hiçbir çekiciliği yok inan bana.
Bayram geçsin kontrol edeceğim
Herkes kurban keserken sen de
Kes artık şu sakalları insanlık için
Bayramdan sonra da kesmezsen artık
Ağzına terlikle vuracağım buna emin ol
Hatta çok fazla sinirlenmem sonrası
Yüzüne tekme bile atabilirim
Kıy artık parayı da kendine biraz bak
O sakallara bi çözüm bul
Baktın ki hiç olacak gibi değil
Git bakkala usta bi permatik de
Bas düğmeye bak keyfine.

Friday, October 28, 2011

ibne bilgisayar

Daha alalı 1 sene bile olmadı ama
Hesabı yok yaptığın şekillerin
Yok yere yere bozuldun siktin attın
Football Managerde 2017'ye kadar getirdiğim sezonu
Bir hiç uğruna sildin
İndirmek için uğraştığım müzikleri
O kadar karaktersiz o kadar meymenetsizsin ki
İnsan olsan tam bir götveren olurdun.
Boynuna fular, baş parmağına yüzük takardın
İspanyol paça pantol, beyaz konvers giyerdin.
Futbol oynamaz, kızlarla voleybol oynardın.
İddaa oynarken biz, sen bizi hocaya ispiyonlardın.
Facebookta Niçeyi, Küçük İskenderi beğenirdin.
Yarım döner değilde, sikko makarnalara 10 lira verirdin.
Süleyman Demirel şapkası takıp entellik yapardın.
Tam bir ibneymişcesine gözüne kalem çekerdin.
Arkadaşlarınla kuru pilav veya sınırsız pizza yemeye gitmezdin.
Halı saha maçına asla gelmezdin.
Her boka muhalefet olurdun.
200-300 kişinin oy verdiği partinin gençlik kolu başkanı olurdun.
Bi sik olsa da anarşiklik çıkarsam derdin.
Placebo dinler, Eternal sunshine izlerdin.
Sabah kahvaltıda bitki çayı içerdin.
Arkadaşlarınla kahveye değil bırança giderdin.
Bilsem durup dururken bozuk yapacağını
Asla vermezdim 1200 papeli sana.
Bilsem böyle karaktersiz çıkacağını
Boşver derdim koy bunun te amına.

Haddi Hesabı Yok

Günde 15 tane kahve içiyorsun.
Kahvesiz yapamam ayaklarına giriyorsun.
İçtiğin şey de neskafe, yani gavur kahvesi.
Yaptığın kolpalıkların haddi hesabı yok.


İşe futbol girince değişiyorsun.
Karı kıza "22 kişi topun peşinde neden koşar ki" diyorsun
İddaadan tüyo gelse tüm servetini yatırırsın
Attığın dümenin haddi hesabı yok.


Arabesk müzik denince yüzünü ekşitiyorsun.
Cengiz Baba'yı duyunca ortamdan uzaklaşıyorsun.
Entel ibnenin biri konsere gelse 150 lira bayılırsın
Ettiğin gebeşliğin haddi hesabı yok.


Ömründe iki kere gitmişsin camiye.
Onlar da kesin teravide taşşak geçmeye.
Ortamda kız olursa kilisiye mum dikmeye gidersin.
Kolpadan şeklinin haddi hesabı yok.


Anan baban hasta olsa arkadaşına gidiyorsun.
Seni doğuran insanları zerre düşünmüyorsun.
Özel günlerinde kızlara "Ezgicim ruhhalin nasıl" dersin.
Sıktığın yalanın haddi hesabı yok.


Selanikliyim deyip memleketini Thessaloniki yapıyorsun.
Sanki Ümraniyede değil de 20 yıldır Venedik'te yaşıyorsun.
Entel kuntel görüneyim diye doğu yemekleri översin.
Hayalden ettiklerinin haddi hesabı yok.


Sahile bira içmeye gidelim desek palavra atıyorsun.
Karılarla şarap içmeye koşa koşa gidiyorsun.
Paran bitince marmara golda talim edersin.
Yalandan hayatının te amına koyayım.

Tuesday, October 18, 2011

Kurtlar Vadisi Gizemli

Siyah minibüsümüze binmeye hazırlanırken, etrafı kontrol ediyorduk. Tam bir mafya olduğumuz herkes tarafından görülsün diye sinsi sinsi her yere bakıyorduk. Acaba minibüsümüzün altına bomba mı yerleştirilmişti veya bir sniper tarafından hedef olup olmadığ... Panik yapmayın vurulmadım, hem vurulsam bile ölmem ben. Aynı ayakta ölen adam gibi

Gerçi mafya olduğumuzu belli etmek istediğimizi de düşünmüyorum, öyle bir durumda sokaktan geçen insanlar "aa bunlar mafya ben de zaten mafya olmak istiyordum hep, onun için hemen gidip yanlayayım beni de aralarına almalarını isteyeyim" gibi saçma düşüncelere sahip olurlardı ki buna hiç gerek yoktu. Mafyayız dediysek inşaat mühendisi gibi bir ortama sahip olmayı istediğimizi hiç düşünmüyorum.

Mafya dendiğinde aklınıza gelen ilk 3 isim Polat Alemdar, Memati ve Abdulhey ile birlikte bizimle minibüse binecek bir kişi daha vardı. Ultra süper lüks minibüsümüz olmasına rağmen, içeride ben koltuklarda hayvanlar gibi uzanıp çekirdek yerken, bu adamın minibüste sandalyaede oturmasını epey garipsemiştim. Polat ile samimiydim. Memati usta, Abdulhey abi derken ben ona Polat veya kankuli diyordum. Onun hem adamıymışım gibi ama hem de değilmişim gibiydim. Polat'ın ilkokuldan kankası veya askerden tertibi olma ihtimalim çok kuvvetli burada.

Polat ile o kadar samimi olmama rağmen bu adamın kim olduğuna dair hiçbir şey sormayışımı da o anın esrarengizliğine bağladım ve hiçbir şey sormayıp çekirdek yemeye devam ettim. Etraf benden dolayı komikli şakalı ve bir o kadar senpatikken, diğerlerinden dolayı da ciddiydi. Çünkü onlar takım elbise giyiyordu. Bense gri alt aşofmanımla mühendislik okuduğumu bir kez daha belli ediyordum ve çekirdek yiyordum. "Aman çorabımı da aşofmanın paçalarının üstüne çekeyim de soğuk girmesin klimadan neyin" demiş olmalıyım ki çoraplarım da da aşofmanın üzerindeydi. Özetlersem her yerde olduğu, bu ortamda da sevilen sayılan bir insandım.

Çekirdek yiyip Ntvspor izlerken gideceğimiz yere geldiğimizi farketmemiştim bile. Fakat bu durumdan hiç mutsuz değildim. Takım elbiseli adamlarla muhabbet etmek yerine alttan geçen Fransa 2. ligi maç sonuçlarını takip etmek daha çekici geliyordu. Arabadan indikten sonra sandalyede oturan esrarengiz adamı da minibüsten sandalyeyle biz indirecektik. Adam yürüyemiyor heralde yazık lan diye düşünüp insanlık namına yardım ettik fakat yere koymamızla ayağa kalkması bir oldu. "Dalga mı geçiyorsun lan hıyar" demek istedim fakat o ortamda, öyle bir şekilde bunu söylememin doğru olmadığını düşündüm. Zira temiz bir dayak yiyebilirdim.

Girdiğimiz ev, ev gibi değil de daha çok bekar odası veya öğrenci evi gibiydi. Evin dağınıklığını ve camın açık olduğunu görünce 'evde sakladığımız çok çok gizli belgelerin' kimi insanlar tarafından çalındığını düşündük ve telaşa kapıldık. Daha doğrusu ben düşünmedim çünkü ben bu eve önceden gelmiştim. Camı da eve biraz hava girsin diye açmıştım ama o an bunu yine söylemedim. Çünkü Polat kafama sıkabilirdi. Yok lan sıkmazdı sonuçta ilkokul arkadaşıyız o kadar da hıyar değil Polat.

Tam o sırada birtakım olaylay gelişecekken ev telefonu çaldı ve ben uyanmak zorunda kaldım. Israrla dılılı dılılı diye telefonu çaldıran insanı kendi içimden bir güzel andım. Sonra da uyuyakaldığımı ve bilgisayarın yatağımda olduğunu gördüm. Mimari konusunda tam da fikirler edinmeye başlayacakken böyle uyuyakalmamı garipsedim ama geçti. bilinçli gibi hemen maillerime bakayım dedim. Hsbc sağolsun Bireysel Emeklilik İçin Özel Bir Başlangıç!‏ diye bir mail atmış. Onlara burada tekrardan teşekkür ediyorum. teşekkürler esbeşbisi buna gerçekten ihtiyacım vardı, şimdi hemen gidip emekli olacağım ve tüm paramla "buralar ileride çok değerlenecekmiş" diyip arsa satın alacağım.

Sonra da hayatıma kaldığım yerden devam edip rüyanın devamını görmek için uyuyacağım günleri yaşamaya devam edeceğim. Beni takipte kalın.(yok lan kalmayın başka işiniz mi yok gidin 7'de cska - Trabzonspor maçını falan izleyin.)

Wednesday, October 12, 2011

yine ninja kaplumbağalı

blogger anasayfasında 100 kayıt yazısını görmeme ve "ohh lan düzlüğüm burada da kanıtlandı artık" dememe rağmen blogumda 82 yazı olmasına anlam veremiyorum. acaba diyorum blogger bile bazı yazılardaki çaresizlikleri anlayıp "aga bu yazıdan sana ekmek çıkmaz onun için gel bunu yayınlamayalım sadece sen gör" veya "bütün blogger senin saçma yazılarınla dolu siktin attın veritebanımızı(artık bu yazılar nerelerindeyse)" falan mı diyordu. ben ilk ihtimalin daha kuvvetli olduğunu düşünüyorum, zira bloggerı ikinci ihtimali düşünecek karakterde, serserilikte itlikte insanlar yönetmiyor olmalı.

ama şimdi bloggerın sahibi Shredder(Şıreydır) olsa itliğin hergeleliğin alasını yapardı. Düşünmek bile istemiyorum yapacaklarını. benim adımdan insanlara çok kuvvetli ihtimalle "sana bir şey göstersem kasıktan dize kadar" veya "aRa BeNy BoYa Beny" diye yorumlar yapardı. Üstelik bunu o bile yazmazdı. varsa yoksa emir verir Rakstedi gel sen bu yazının altına çük resmi çiz, Bibap koçum sen de bu yazının altına Bebop43cm falan gibi bir nickle yorum yapıp bu adamın prim yapacağı bütün yolları engelle, varsın hiçbir şekli olmasın buradan falan derdi. Onun için blogger'ın sahibi iyi ki Shredder değil de batı'nın ahlaksızlığını almış olmasına rağmen modern ve medeni insanlar.



bu durumda her ne kadar kendileriyle uzun süredir bir ahbablığım, ahbaplık olmasa da bir ortak yönümün bulunduğunu düşündüğüm(sanki aynı amaça hizmet etmişiz gibi ama aslında yaptığım bir olay yok) ninja kaplumbağalar bile bana yardım etmezdi. madem açtın blogu siktir git kendi işini kendin gör diye fikir birliğine varırlardı. Belki Donatello karşı çıkardı bu fikre ama sonra onu da kandırırdı pezevenkler.(özellikle mikelanjelo) zerre siklerinde olmazdım yani.

Mikelanjelo pizza yerdi, Rafael kurban bayramı için bıçak bileyen seyyar bileyicilerde hançerlerini biletirdi, Leonardo sırf bana yardım etmeyeyim diye kılıcıyla hıyar falan soyardı. belki Donatello yardım etmeye kalkardı ama o da aşk acısı çektiğinden beni bir kenara bırakıp sopasına bir takım cümleler kazırdı. "Ya benimsin ya bu kara lağımın April(gerçi ikisi de aynı şey lan buraya ben de anlam veremedim)" veya memleketi neresiyse diyelim Bayburt "89/3 Bayburtlu Leonardo aramasın gözler o şimdi ninja" falan yazardı. Leonardo'yu böyle bir durumda yalnız bırakırdım, zaten beynini yitirmiş gariban diyip.

Ninja kaplumbağalardan da medet umamıyorum ya artık durumumun vahametini daha iyi anlayabiliyorum. gün gelecek hepsi kapımda dizilecek ama hiçbirine gereken ilgi ve alakayı göstermeyeceğim. He belki Siplintır Usta'ya gösteririm, fare de olsa delikanlı adam. evet evet ona kesin gösteririm. Hayatın en hüzünlü anı, deli gibi sevdiğin insanın buna değmediğini gördüğün andır. Ve en büyük kaybın ona harcadığın zamandır ya, siz de benim için artık birer kayıpsınız Ninja Turtles. şimdi siktirin gidin beni yalnız bırakın.

Tuesday, October 11, 2011

San Marino kere sizi

İddaa oynamadığım günlerde kendimi çok kötü hissediyorum. İddaa artık benim için zevkten, para kazanmaktan öte bir mecburiyet, bir ihtiyaç. hobi olarak okula gidip, geri kalan zamanımı işime gücüme yani iddaaya ayıran biriyim. Programdaki maçların azlığından dolayı bazı günler iddaa oynayamıyorum. veya programda Norveç'in İsveç'in artık bilek metal diyarlarından ne kadar ülke varsa o takımlarla ülkemizin sikko alt lig takımları yer aldığından iddaa yapasım gelmiyor. Böyle durumlarda çok öfkelenip, tüm parasını gece barbutta kaybettiği için rakı içemeyip karısını çoluğunu çocuğunu döven öfkeli babaya dönüşüyorum. Evet bilen bilir o an tam bir Halil Güneşli oluyorum ki kendisi bu tanıma en çok uyan insan. O ki bir önder, adeta bir bilge.



bir süredir buraya çok fazla şeyler yazamıyorum. bir yandan okula giderken, diğer yandan iş güç derken(yalan) fırsat olmuyor. işin doğrusu en büyük derdi blogger çıkarıyor. 120 defa şifremi hatırla dememe rağmen her defasında şifrenizi girin seçeneğiyle beni baş başa bırakıyor ve ben şifremi her zaman unutuyorum. Yeni şifre isteme kısmısında güvenlik kodu yerine de sırf ben yeni şifre alamayayım, sinirlenip etrafa, börtü böceğe küfür edeyim diye garip cisimler gösteriyor bana. örnek vermek gerekirse ünlü bir ressamın hiçbir sike benzememesine rağmen insanların "gerçek sanat işte bu" tarzı tanımlamalar yaptığı soyut resimler gibi saçmalıklar gösteriyor. aşağıda bir sike benzemeyen resim örneğini çok net görebilirsiniz.



Asıl konuma dönmek gerekirse San Marino'ya dert yanacağım bugün. Yıllardır top oynamalarına rağmen zerre ilerleyememiş, rakipleri Liechtenstein, Malta, Faroe Adaları türlü yatırımlar yapmış sebze meyve ekip, tarım ve hayvancılığa önem vermişken bir baltaya sap olamamış bir diyar. Avrupa'da yerini göster deseler çoğu insan bir çırpıda gösteremez. tek özelliği batının ahlaksızlığını bulundurması ve kızlarının teklif etmesiyle ünlü olan bir ülke işte San Marino. eksiği vardır bu söylediklerimin belki ama fazlası asla. bu kadar da olmadık bir memleket.

İşim gereği iyi bir iddaacıyım, iyi bir araştırmacıyım. yani yıllardır oynarım bu mereti. Bugün karşıma çıkan bir durum dolayısıyla hayretler içinde kaldım.(kalmadım) San Marino'ya 2 handikap açmışlardı ama bu durumda bir tuhaflık vardı. Bu arada handikapın ne olduğunu bilmeyen varsa bir zahmet gitsin blogumdan ofsayttan sonra bir de bunu açıklamakla -özellikle kadınlara- ömrümü heba edemem.

San Marino'yu yenmiş sayılması için 3 fark atması gereken takım Moldova idi. evet nataşalarıyla ne kadar ünlü ise futboluyla o kadar ziyan olan ülke Moldova'ydı. basiretinizi sikiyim sizin San Marino kere diyip bülteni kapattım ve bu yazımı yazmaya karar verdim. Evin yansın San Marino, amatör kümelere düşesin, yaban ellerde çürüyüp kalasın ki kurda kuşa yem olasın. Rezil ibneler sizi.

Sunday, October 02, 2011

Teletabilerle sırdaş olmam, olamam.

Tinki Vinki hakkında söylentilerin dolaştığı zamanlardı.
Kimimiz bücür cadı izler, kimimiz evli,
Karıştırıyorum bazen böyle şeyleri
Dayımgilin bana öğrettiği gibi
Hap dedim mi açamıyorum bir anda radyoyu
Zaten dayımgilin de hap demek
Şunca yıl boyunca aklına gelmemiştir.

Tinki vinki diyordum teletabi diyarından
Hiç sevmem kendilerini hele ki pazartesileri.
Rakstedi ve Bibap gibi delikanlı değildi hiçbiri
Dost meclislerindeki saygınlığımla
Kabul edemezdim onu asla aramıza
Bu yaştan sonra bir de
Teletabi mi dolaştıracaktık yanımızda

Hem bilemem konu komşu ne derdi
Ah ne derdi vah ne derdi
21 yaşına gelmişsin ama yine de
Teletabi gezdiriyorsun yanında utanmaz gibi
Değil utanmaz, adeta arsız şerefsiz gibi.
Neyse bu konuda kendime çok yüklenmesem
İyi olacak galiba haftaiçileri.

Çıkarttığım iyi oldu hayatımdan
Teletabileri özellikle de Tinki Vinkiyi
Ama sen gel teletabileri izleyelim desen
Afedersin ama yine de şeyimde olmaz çiçeğim
Sonuçta koskoca insanlarız bu yaştan sonra
Teletabiler izlemek yakışık almaz.
Açar Oktay Usta'yla Yeşil elma izleriz.

Monday, August 22, 2011

olmuyor böyle avea

5055 diye birinden mesaj geldi bugün. 5055 kim lan dedim içimden, benim 5055 adında bir arkadaşım yoktu ama arkadaşlarımın ismini yarraam veya lazyo diye kaydederken başka birini de 5055 diye mi kaydettim lan acaba dedim. Telefonum da ultra tırt bir telefon olduğu için kendi de yapmış olabilir dedim, zira listemdeki bütün bayanları silip nerde adam varsa onları bırakıyor.(bazen adamları bile siliyor o derece tırto bi telefon) istiyor ki ben zor durumda kalayım biri mesaj atınca "sen kimsin amına koyim" diye geri cevap atayım çirkinleşeyim. Gerçi o konuda rahatım mesaj atan insanın dişi olma ihtimali pek hatta hiç olmadığından tanımadığım numaraya rahat rahat küfürlü mesajlar edebiliyorum.

Atsa atsa avea atmıştır lan kim olacak bu 5055 dedim ama yine de bi tedirginlik yok değildi içimde. Gelen mesajın görünen kısmında sadece "sabahtan akşam..." yazıyordu. o an dedim ki bu durum ne bir harry potter filminde, ne bi star wars ta, ne bi başka büyülü esrarengizli filmde yapılmadığı kadar garipti, o derece şüphe uyandırdı içimde. Acaba dedim UZAYLILAR TARAFINDAN İZLENİYOR MUYUM? yok lan demedim neyse ki anaokulunu bitireli ve köyüme gideli 2 ay olmadı.

Sabahtan akşama kadar evde uyuyup hıyarlıktan başka bir şey yapmıyorsun mu diyecekti avea bana, yoksa ttnetle konuştuk sabahtan akşama kadar porno izleniyormuş(ben değil abim) sizin hattan ramazan ramazan yakışıyor mu hiç size mi diyecekti bana veya sonunda isyan bayrağını çekip sabahtan akşama kadar tüm listene şakalı komikli ehere mehere mesajları atıyorsun yeter artık biz bıktık sen bıkmadın amına koyim mi diyecekti. Şüphe içinde kaldım, düşündüm, gökyüzüne baktım, bir daha düşündüm sonra önüme gelen pet şişe kapağına vurdum amaaan sikeyim ne düşünücem ya aç gitsin dedim.



Nitekim korktuğum gibi olmadı sabahtan akşama avealılar bilmemkaç dakikası şu kadarına arayın gibi yine aveanın spam mesajlarından biriydi. amına koyim avea kere dedim, otobüse atladım eve gittim. Bu fotoğrafı eklemesem de ölürdüm.

Wednesday, August 17, 2011

Borç altına girmek

Gün geçmiyor ki ani çıkışlar yapmayalım, gaza gelip maksadını aşan demeçler verip pişman olmayalım. ben de çok hıyarlık yapıyorum yaptığım bu çıkışların hepsinde de sikerim ya diyip vazcayıyorum. zaten bir insan yeter lan artık mahallenin muhtarları izlemeyi bırakıyorum diyip, bu kararı ne kadar süre uygulayabilir ki? en fazla 1 gün, bilemedin 2 gün.

Denyoluğun üst sınırlarında olduğum zamanlar ben de kimi konularda abartı kararlar almış biriyim. ya ne yapacağıdım? aldığım kararları uygulamak da bir türlü nasib olmadı çünkü bir anlık denyolukla söylenen sözlerdi çoğusu ve bunların hiçbiri uygulanmazdı. yeri geldi "bi daha Beşiktaş maçı izlemeyeceğim amına koyim" dedim, "abi bu dönem ders çalışacam bak okulum bitmeyecek" dedim, kimi zaman oldu anneme çemkirip "ya tamam bırak yapma yemek yemiycem yapsan da" dedim aç kaldım hıyar gibi.

Ben kendi söylediklerime yine normal gözle bakabiliyorum, düşünün bir de "ilk sene çok çalışıcam bölüm değiştircem" veya "abi aslında ticarete atılmak gerek okumak da para yok" diyen insanlardan da olabilirdim, çoğşükür o kadar beynimi yiyecek durumlara gelmedim. Bazen fox tv ve fılaş tv(ooooo şık şık şık) izlerken o durumlara geliyorum ama onu da normal karşılamak gerek. Yalçın Abi'yi izleyip de ne yapacağıdım atomu çekirdeklerine ayıracak halim yok heral tabiki "abi adam bu işin ustası" diyeceğidim ve olaylara farklı gözlerle bakacağıdım. yine fox tv nin hıyar spikerlerinin komikliklerine maruz kalmışken ciddileşip "hayır ben bu adama katılmıyorum" demeyecektim. aksine çiğköfte yiyip halay çeken adamları gördükçe ekere kekere diye gülüp coşum coşum olacağıdım.

Bu yazıyı yazmamın sebebi olaya değineceğim şimdi. Yarım saat önce otobüse binmiş evime gelirken yanımda oturan adamın gaztesine yanlıyor spor sayfasını açsa da 2 haberlensek negzel olurdu diyordum. Gazte tabiki de Posta gaztesiydi. Spor sayfasını okurken yanımdaki adamla samimi olmuş, futbol muhabbeti yapmaaya koyulmuştuk. "Ne dersin Eboue başarılı olur mu galatasrayda" dedi bana. "neden olmasın abi adam yıllarca arsenalde oynamış yeaa" dedim tam bir düz adam olarak. hangi takımlı olduğumu sorduğundan ve tabiki Beşiktaş cevabını aldığından mütevellit "sizin de teknik adam belli değil yöneticiler içerde tırı vırı" gibi şeyler söyledi. çok net anlaşılacağı gibi muhabbetin bi sike vardığı yoktu.

Arka sayfayı çevirince yalanası bir bayana bakıp kadın için "böyle sevgilim olsun 1 trilyon borcum olsun" dedi. O an uzun uzun düşündüm. 1 trilyon çok paraydı. kendime dedim ki ben o kadar parayı Scarlett johansson için bile verecek bir insan değilim. Giderim doğalgazlı bahçeli bir ev alırım, beyaz eşyamdan lcd ekran televizyonuma ligtvimden her gün ayaklarımı uzatıp futbol izleyeceğim koltuğuma kadar her şeyi alırım bir güzel evimi döşerdim. Napayım kombisi olmayan evde Scarlett Johanssonu ne yapayım ntvspor izlenebilen bir evim bile olmadığı halde yılansı bayan scarlett johanssonu. scarlett bugün dayımgilde kalalım yarın amcamlarda ertesi gün ablamlara gideriz diyerek gün mü geçer amına koyim. onun için önce doğalgazlı ev şart gerisi gelir. adama da dönüp "abi 1 trilyon da çok para be şimdi" dedim. haklıydım 1 trilyon çok paraydı, karı kız için o kadar yük altına girilmezdi.



ben yine haklı olduğumun sevincini yaşarken adam da tabi o da senin fikrin saygı duyarım dedi. Muhabbetin bi sike yaramayacağını tekrar anladığım için düğmeye bastım ve indim. 1 trilyon büyük para hem de çok büyük para. Nefis scarlett için bile hem de.

Saturday, August 06, 2011

Horoz olmak

Horozları hiç sevmem. Sebebi az çok belli. gerçi yok lan nerden belli olsun sonuçta horozlar pek de sikimde olan hayvanlar değil uyanınca vay efendim acaba dünyadaki bütün horozlar bu sabah öttü mü, acaba hepsi iyiler mi diye düşünmüyorum. Hee Bizimkiler'deki katilin horozu Prens'i düşünüyorum o ayrı, onun bende yeri farklı yaşanmışlıkları inkar edemem.



Diğer horozların hiçbirini umursamıyorum ama, her gün binlercesi kesilmesine rağmen oturup evimde çay içip bir yandan da football manager oynarken zerre aklıma gelmiyorlar "bugün acaba kaçbin tane horoz kesilmiştir canlarıms horozlarıms" diye düşünmüyorum. İşin içine horozlar girince vurdumduymazlık konusunda tavan yapıyorum adeta yeniden Serdar Ortaç'a dönüşüyorum.

Bu durum hoşuma gitmiyor bir horoz için Serdar Ortaç'a dönüşmemi, bir horoz uğruna elalemin göbeğinden zeytin yemeyi aklıma kabullenmiyor. zaten zeytin yiyecek olsam da öyle kütür kütür bi bayan değil de kıllı adamların göbeğinden yemem istenir ki bu en son isteyeceğim bişey. beni ne hale sokuyorsunuz ipne horozlar.

Horozlar konusunda önyargılı olmamın büyük bir sebebi de var elbet. Sonuçta kuru kuruna bir şeyden hoşlanmayacak değilim. Bi kere her sike ürürürürü diye bağıran hayvanı evime almam, adam yerine koyup onu beslemem, geh bili bili bili diye yem vermem. Bir gün horoz kesilmesine şahit olacaktım. Horoz kesilirken gök birden kararmış, şimşekler çakmaya başlamış, topraktan kan kokuları yükseliyordu. yok lan sıcaktık terliyorduk işte amına koyim ne şimşeği. Hayvan artık nasıl bir coşum coşum içindeyse, nasıl bir enerji patlaması içindeyse kafasının kesildiği an bir tavuğu tutup bafilemeye (afedersiniz sikmeye) başladı. Gözlerime inanamadım. o an horoz böyle bir hayvandan çok teknik üniversitede makina mühendisliği okuyan bir adama dönüşmüştü. o andan itibaren horozlara karşı mesafeli oldum, ev teslim edilmeyecek hayvan olduğunu anladım.



bık bık bık bağırması bi yana sadece döğüş etmeye ve sabah insanların kafasını sikmeye yarayan bi hayvanı neden seveyim neden besleyeyim. alırım köpek beslerim kedi beslerim. blogumu da kedi köpek fotoğraflarıyla süslerim, bu kadar basit.

Thursday, July 28, 2011

tadilat nedeniyle yarra yering

Bir süredir yoğunum. Artık bir iş hayatım var. Dükkana gidip dönen koltukta dönüp çay içen bununla birlikte fm oynayan bir insanım. Anlayacağınız meşgul biriyim.(değilim)

İş hayatımın hiçbir ilginçliği yok, hiçbir farklı olayla karşılaşmıyorum, hiçbir şekilde "aa hadi ya" "olur mu öyle şey" gibi tepkiler verdiğim olaylar yaşamıyorum. Onun dışında dükkana gelip "aabi su içebilir miyiz" diyen çocukları onaylıyorum yer yer başımı hafiften sallayarak, yer yer gözlerimi aşağı kırparak. Az hareketle çok şey anlatıyorum, bu da benim bilimadamı yönümü etkileyici şekilde ortaya koyuyor. taa ki dışarıdan gelen ne sattığını bilmediğim "ciiüüüüuuuuo" sesini duyana kadar. o an ilimini bilimini her şeyi bırakıp ortaokulda ve lisede yaptığım "yiieeskiler alleyooğ yiieskiciee" taklitlerimi aklıma getiriyorum.

Kandil için gelip para isteyen çocukları kovdum o sırada tam da "yeaa ben dinin bu şekilde kullanılmasına karşıyım" diye iç geçirirken. evet tam bir hıyardım her zamanki gibi. ya ne olacağıdım?

Babamın arkadaşı olduğunu öğrendiğim bir adam bir yandan beni kitlerken lisede ve üniversitede hazırlık okuduğumdan dolayı fena halde tuhaflaşmaya başlamıştı. Türlü türlü ingilizce komiklikler şakalar yapıyor meh meh meh diye gülüyordu. %50 indirim olan ayakkapın 100 liradan 50 liraya inmesi gerektiği halde ısrarla 42 lira vermeye çalışan adamın hikayesini anlatıyordu. Bir yandan kasiyerin olmaz beyfendi 50 lira ödeyeceksiniz dediğini söylerken bir yandan da adamın ama altında size 42 yazıyor ki dediğini söylüyordu mekekeke diye gülerken. Zerre gülümsememe rağmen ısrarla rehin alınmıştım ve bu durumdan hiç hoşnut değildim. o an adeta tam bir Serdar Ortaç'a dönüşmüştüm.



Ortamdan kurtulup eve giderken çocuklar gibi şendim. resmen hayata yeniden gelmemiştim ama bi farklılık olduğunu söylemesem Allah korusun fılaş tivi izlerken televizyonun elektrikleri giderdi. evet evin gitmezdi sadece televizyonun giderdi ve benim beynimde hemen bir ışık yanardı "ayı gibi sevinme konusunda şüpheye düşmeseydim şimdi halayımdan uzun havamdan eksik kalmayacaktım kafamı sikiyim" düşünceleri oluşurdu ve bu beni baya üzerdi.

Evdeki tadilat bitince daha nice şeyler yazmaya çalışacağım tabiki niceyi nays diye okuyarak yarak kürek espriler yapan adamlar gibi olmayacağım. çünkü tam bir bilinç beyfendiyim. yeni yine yeniden ya ne olacağıdım?

Saturday, July 09, 2011

Dabulyu dedikleri W'den ibaretmiş

V harfini w ile yazma hastalığına
yakalanmış olabilirim sevgilim
bu durum içimi acıtıyor ama
3 gündür sokakta yatmama
sebep olmuyor gülyüzlüm
çok şükür kendimi o derece
kaybetmiyorum ayva reçelim
ama sen desen v yerine w yazmak
benim hayatta en nefret ettiğim şey
o zaman kendimi yerden yere vurur
2 hafta boyunca sokağa çıkmaz
hatta pencereden kafamı uzatmaya
tenezzül bile etmezdim sevgilim
2 hafta sonunda bana gelip
ben şaka yapmıştım
kendini o kadar harap etmene
gerek yoktu sevgilim desen
kuran hakkı için
ağzını burnunu kırardım sevgilim
fakat sonra pişman olur
seni acilen hastaneye yetiştirip
en kral doktorlarda tedavi ettirirdim
hastanede sıkılmayasın diye
yatağının sonuna
37 ekran televizyon
koydururdum narçiçeğim
ama uydu neyin taktırtmazdım ona göre
sonuçta hastanenin de bir adabı var
kurallarına uymamazlık edemem
hem sen uyurken hizmetlilerin gelip
erotik kanallar izlemediğine de
asla emin olamam baldudaklım
ama sen bana gelip desen
copa america'yı sadece uydu yayınlıyormuş
şimdi ne yapacağız sevgilim
işte o zaman bu isteğine
kayıtsız kalamazdım sevgilim
gerekirse seni buenos aires'e götürür
arjantinli'lerle birlikte
maç izlemeni sağlardım
fakat arjantin gol atınca
doğma büyüme arjantinliymiş gibi
sevinmene izin vermezdim papatyam
sonuçta kırşehirli'sin sen
kime bu ayak sevgilim
kime bu dümen sevgilim
ah sevgilim vah sevgilim

Friday, July 08, 2011

iğrenç pislik ninja turtles

Tüm birimlerin dikkatine, tüm birimlerin dikkatine.

Her zaman böyle bir yerlere çok yetkili bir komisermişim gibi haberler vermek istemiştim. adeta bir Behzat ç gibi bir Rıza baba gibi olmak her zaman hayalimdi sonunda bu isteğimi de blogda gerçekleştirdim.

Yaz geldi hepimiz bazı dar durumlara düşüyor, sıcaklayıp İsmail türüt gibi terliyoruz. Terler bacaklarımdan bir kuğu edasıyla süzülürken benim de bazı gözlemler yapmama fırsat doğuyor. Bacaklarımın normal bir insanın (kahvede bütün gün oralet içen yancı mesela) bacağına göre epey kıllı olduğunu farkediyorum her defasında çok büyük gözlemler yapmıyorum yani. Öyle uzaya araç göndermemi bekliyorsanız yanılıyorsunuz. her ne kadar arkadaş ortamlarında "uzay ortamı tam benlik ya" "uzaylı bahattin tam ben" diye çıkış yapsam da uzay gemilerine "HePiNiSi SiQiYiM uZaYLı KeRe" "Şafak 35 KIRAL TERTİB" yazan bir adam olurum ben, cıvıtırım uzaylıların gözündeki imajım zedelenir. İtin teki olur çıkarım. onun için çok mühim meseleler düşünmemekteyim.

Ayaklarımın bu halinin sebebini anlamaya çalışıyorum.(çalışmıyorum) tüm vücudu kılsız, 2 ay tıraş olmayınca yüzünde anca 6 ya 6 halısaha maçı yapacak kadar tüy çıkabilen biri olmama rağmen ayaklarımın bu durumunu tuhafsıyorum. acaba bir gece uzaylılar(yine uzay <3) gelip ayaklarıma ışın mı attılar, bana çip neyin mi taktılar diyorum. yeri geliyor mutasyona modikasyona mı uğradım acaba lan diyorum ama bunda da pek emin olamıyorum.

hani mutasyona uğramış olsam da bu durumdan hiç hoşnut değilim bunu bilin. Bi kere mutasyona uğramışsam da adam gibi uğramamışım bunda eminim. ne sikim bişeyse çok güçlü bir süperkahraman veya ninja kaplumbağa olacağıma maymun bacaklarına sahip bir birey olmuşum. afedersiniz ama ninja kaplumbağa olmayacaksam sikiyim ben böyle mutasyonu. bütün gün pizza yiyemeyeceksem, yeri gelecek April'ı yalayamayacaksam neye yarar bu mutasyon, ne iştir bu mutasyon. biyoloji dersinde mutasyon geçiren bezelyeden bahsetmiyoruz sonuçta koskoca ninja kaplumbağa bu belli ayrıcalıklarım olmalı.



bazen de iyiden iyiye ninja kaplumbağa olduğumdan şüpheleniyorum, hatta bazen dna testi yaptırsam %99 oranında ninja kaplumbağa çıkacağıma eminim gibi hissediyorum. lan o kadar da kanıtım var ki, anaokulundaki ninja kaplumbağalı dosyam, nerden baksan 15 yıllık bir ninja kaplumbağa hayranı olmam, ataride yıllarca ninja kaplumbağa oynamam, ninja kaplumbağalı tişörtüm. ilkokulda söylediğim iğrenç pislik ninja turtles, iğrenç pislik ninja turtles şarkılarım. ben de ninja kaplumbağa değilsem kimse ninja kaplumbağyım diye beyanlarda bulunmasın. Eğer öyle bişey yapılacaksa önce ben yaparım. sonuçta DELİLLERİM VAR. kafanıza vurdurtmayın.

Saturday, July 02, 2011

İnsanlık namına hiçbir şey

İlk defa başlık atıp bir yazı yazayım dedim ama tam da emin değilim daha önce de yapmış olabilirim, sonuçta 73 tane yazı yazmışım, karikatür paylaşmışım, yeri geldi düşündürmüşüm yeri geldi düşündürmemişim yani ne yaptığımı tam bilmesem de böyle iddialı bir girişle başlayayım dedim. Kabul ediyorum çok sikko bir giriş oldu.

Canberk ile yaptığımız kıran kırana bir play station mücadelesi sonrası yine evime yol alacaktım. Ama aklımı bazı şeyler kurcalıyordu. Uzun yıllardır (saymadım ama yaklaşık 12 yıl falandır) play station oynayan bir kişiyim. Koriyo piçleri, Ro-be-ri-to Karlos ları, Mihayiloviççileri iyi bilirim. Keza play station 1 de Roberto Carlos'u forvette oynatmış biriyim. Diyeceğim Sony ile epey bir hukukumuz var. Nerden baksam 12 yılda play stationa 4bin tl harcamışımdır. Şimdi hesaplamadım ama aklımdan 4bin geçiyorsa öyledir. ne eksik ne de fazla. bazen diyorum ki "kantıra halflayfa play stationa harcadığım parayı kumbaraya atsam kendime bi şahin alabilirdim" ama kumbaram olmadığını düşününce bırakıyorum böyle düşüncelere fikirlere dalmayı.

Canberk'in "2012 çıkana kadar bi daha pes oynamıycam amına koyim" serzenişlerine kafayı takmıştım. Sürekli yaptığımız bir aktiviteyi 5 ay rafa kaldırmak içimi burmadı değil. Canberk haklıydı, oyunda ağır sikkoluklara rastlamakta, kah gülüp kah ana bacı küfürler etmekteydik. Saçma goller ve hareketler sonrası oyuna biraz ara verme kararı aldığımıza üzüldüm ama çok üzülmedim. Sonuçta mühendis adamlarız üzülecek daha büyük meselelerimiz var.

Vurdumduymaz ve hırçın bir şekilde minibüs durağına yürürken, ansızın ayağımın altına yapışan sakızdan ötürü kafamı geriye çevirdim. Ayağımı kaldırıp yapışan sakızın büyüklüğünü farkedince dudaklarımdan "hay amına koyim ya" kelimeleri döküldü. şimdi böyle kılas cümleler kurduğumu görünce lisede edebiyatıma 72'den 3 veren edebiyat hocasını bir kez daha saygıyla anıyorum huzurlarınızda. Ettiğim küfürü duyan yaşlı teyzeler bir yandan beni ayıplarken bir yandan da "belim ağriyye" "vay anam vay vay vay" diye hayıflanıyorlardı.

Minibüse bindiğim anda şoför bana "gel kardeş buraya otur sen" dedi. Evet daha önce onlarca kez başıma gelen bir durumdu minibüste para konulan yere oturmak. Minibüsçülerin gözünde bile ağır işe yaramaz biriyim. Çoğunun hakkımda "kesin küçükken halıya sıçmıştır bu piç" dediklerine adım gibi eminim.(değilim)

Müsait bir yerde inebilir miyim sözüyle adının Pelin olduğunu düşündüğüm bir dişi minibüsten inerken farklı bir dişi de minibüse binmeye çalışıyordu. tam binerken göz göze geldik ve ani bir manevrayla boş yeri kaptım. o an adeta 100 metreyi 9.6 saniyede koşan bir atlet, antilopun zebranın ardından çılgınca koşan bir çita gibiydim.

Sinsice sırıtıp bayana adeta "KOYDUM MU" der gibiydim. Dişi bayan bana bakıp gözleriyle "insanlık ölmüş, gerçekten ölmüş" demek isterken bense ona gözlerimle "biraz da sen motorun üstüne otur yarraaam nolcak" diye karşılık veriyordum. o an dedimm ki içimdeki insan ölmüş, insanlık adına hiçbir şey ifade etmiyorum. hem Lady gaga, Pitbull gibi hayvan barınağından alınmışcasına İT isimleri olan insanlar paraya para demezken benden de insanlık namına hiçbir şey beklenmesin. zaten ben de kendimden insanlık adına bi sik beklemiyorum. Sanırım en iyisi mutfağa gidip şeftali yemek. evet evet şeftali yemek.

Monday, June 20, 2011

bir alkış da tıb sektörüne

Öncelikle tıb mı tıp mı karar veremediğim için bi süre düşündüm. Sonra düşünmeyi bırakıp tıb yazayım dedim. iyi de oldu.



İlaç kutuların içindeki üzerinde "hap değildir yutmayınız" yazılı nesneden dolayı tebrik etmek istedim tıb(ya da tıp) sektörünü. Tıb sektörü diyip açık bir kapı bıraktım çünkü bu üstün fikir ilk olarak hangi mesleğe mensup bir insan tarafından ortaya atılmış bilmiyorum. Başlıkta bir alkış da eczacılara veya bir alkış da röntgencilere falan yazsam diğerlerine haksızlık etmiş olurdum. zaten röntgencilere yazmam da epey tepki alırdı.

Hap içen bir insanım fakat çok şükür hapçı değilim, vücudumda bazı hastalıklar, bazı komplikasyonlar meydana geldiğinden ötürü ilaç alıyorum.(Babam böyle bir cümle kurduğumu görse benle iftihar ederdi.) Konumuza dönmek gerekirse, ben ilaç içeceğim zaman bazı şaşkınlıklara, bazı unutkanlıklara düşüp hap yerine yanlışlıkla hapın tahmini 23 kat büyüklüğündeki nesneyi yutsam halim nice olurdu.

kim bilir belki nesne boğazıma takılırdı da ben nefes alamazdım, ailem beni hastaneye yetiştirmeye çalışmadan önce tuzlu ayran içsin tuzlu ayran hem bu sayede tansiyonu da düşer şeklinde kararlar alırdı. hastanede geçirdiğim vakitler yüzünden football managerde Beşiktaş'la Uefa Kupası maçlarına çıkamaz ve kupada hükmen mağlubiyetler alırdım. Kimbilir benim evin önündeki sokak hayvanlarının kaplarını doldurduğum su bitiverirdi de hayvancağızlar kendi aralarında "şimdi buz gibi bi su olsa ne giderdi lan arap" diye iç geçirirlerdi.



iyi ki varsınız tıb sektörü canlarıms. ben eğer bugün evimde rahat rahat geğirebiliyorsam, kaçan gol sonrası "amına koyim senin benzema kere" diyebiliyorsam bundaki katkınız yadsınamaz. bravo size.

Son olarak da babalar günümü kutlayan herkese teşekkür ediyorum. Yakşamlar.

Saturday, June 18, 2011

Geyik almayalım baba

Babamın eve ren geyiği almasına
Göz yumamam asla
Koyulacak bir yeri de yok zaten
Önce bu fikre olumlu baksam da
Geyiği buzdolabına bağlamanın
İyi bir fikir olmadığı ortadaydı
Üstelik geyiktir bu
Ne yapacağı belli olmaz
Gecenin bir köründe buzdolabını açıp
Bisküvilerimi çikolatalarımı yer
Çilek reçelimin dibini sıyırır
Güvenemem geyiklere hele ki renliyse
Fransa ligi orta sıralarında
Puan mücadelesi veren bir geyiğin
İşi yok evimizde baba
Rızkımızı geyiğe yatırmayalım
Bütün gün lahana yesin ıspanak yesin
Ama iş bize gelince yamuk yapsın
Süt vermesin yün vermesin
Zaten yününe ihtiyacım yok geyiğin
Sütüne hiç ihtiyacım yok baba
Gerekirse çift kat giyinirim de
Geyik postuna tenezzül etmem.
Mahalledeki Süleyman gibi
Yollarda uyurum karlarda donarım da
Belediye son anda kurtarır beni.
Evimize geyik almayalım ona göre baba
O parayla Beyaz Adam'a gider
Kırtasiye malzemesi alırız
Belki toptan alınca indirim de yaparlar
Fiş almayıp her şeyin üstesinden geliriz
Hem geyiğe hiç ihtiyacımız yok ki
Evde abimi besliyorken
Bir de geyiğe masraf yapmayayalım baba
Tu kıs kıs desek cevap veremez asla
Konu komşuyu eve sokmaz
Football manager oynarken ben
Kesin tuhaf tuhaf sesler çıkarır
Konsantremi bozar, hedefimi şaşırtır
Duran topları iyi değerlendiremeyiz
Kanat akınlarında etkili olamayız.
Daha hayırlı işler yaparız
O parayla dar gelirlilere yardım ederiz.
Gerçi ben etmem ama
Sen istersen edebilirsin.
Ben de geyik parasıyla giderim
Atari salonunda tekkeni bitiririm.
Flüt alalım, düdük alalım ama geyik asla
Olmuyor geyikle yapamıyorum
Dost meclisinde yamuk yapıyor baba
Olmuyor baba, olmuyor bana...

Monday, June 06, 2011

hadi bebeğim göster hünerini

Hotmaile kırgınım. Uzak ara en tırt mailleri seçip bana atıyorlar. Mail gelmiş maillerime bi bakayım, düzenli adam olayım sonra da odamı toplayıp çiçeklerimi sularım diyorum. Mailimi açtığımda ise genelde bütün iyi düşüncelerim gidiveriyor. %63 indirimli selülit kremi, adult sitelerin reklamları, markoponi gibi şeylere davet mailleri, %50 indirimli 5 gün Karadeniz turu falan. Artık hotmail beni nasıl bir insan olarak hayal etmişse adamlar benim için "bu adam hıyarın tekine benziyor kesin arkadaşlarına bi ara da Karadeniz turu yapalım yea falan diyordur biz buna Karadeniz turunu kitleriz" diye düşünüyorlardı. hotmailin gözünde adeta bir aşırı gereksizim.

Otobüste yolculuk ederken sadece tırt maillerimi düşünmüyorum. arada bir devlet meselelerine de kafa yoruyorum. Küçüklüğünü atari salonlarında geçiren bir insan olarak daha önceden dünyayı çok kere mahlukatlardan, yaratıklardan, canavarlardan korumuş kollamıştım. boş adam değildim yani. Otobüzde Hwoarang'ın tekmeleri mi daha iyi Jin'in mi, Paul horaa çekerken(horaa çekmek: Paul'ün ateşli yumrukla adamın enerjisinin çok büyük kısmını alması) hiç zorlanmıyor muydu, dhalsım'ın kolları nasıl öyle uzuyordu gibi şeyler düşünüyordum.

öyle düşünürken aklıma o sırada ilkokulda çok revaçta olan bir espri geldi. espri şöyle gerçekleşmekteydi:

x : Laa oğlum street faytırda o elleri kolları uzayan adamın neydi la?
y(artık ortamdaki ilk sazan kimse) : dalsım
x : yarraam boğazında kalsın heheüvehevü

gördüğünüz gibi tam bir nuripaşa ilköğretimokulu 3/A sınıfı esprisi. hala bu espriyi yapanlar var mı merak etmekteyim. (aslında gram sikimde değil ama yine bi belirsizlik acayiplik izlenimi vereyim dedim bakalım hayırlısı)

Sonra yine ilkokulda yapılan espriler aklıma geldi. Trabzonlu Hami'den dolayı HAMİleyim esprileri, cansın'ın(samuel cansın) belli uzuvları hakkında komiklikler, ayda 2.5 milyar verseler kolsuzlara otuzbir çeker misin lan gibi sorular geldi. Bunlara güldüm ama tadında bıraktım. Sonuçta yaşımız 12'den büyük artık.(kolsuz olayına bi beş dakka güldüm yine)

Hayale dalmayı bi kenara bırakıp yoldan geçen bayana bakıyorken otobüsle bayan zıt yönlere gittiği için kafam da kendiliğinden 180 derece dönüyordu. o an hayatımda yaşayabileceğim en güzel enstantanelerden birini yaşadım. Aynı bayana baktığım adamla göz göze gelmiştik ve adam bana bakıp sırıtmaktaydı. Adam bakışlarıyla bana "sen de az şerefsiz değilsin paketin hasından anlıyorsun ibnetor" der gibiydi.

Bu olaydan dolayı içimi büyük bir coşku kaplamıştı. Bu coşkuyla gidip şoföre "çabuk şu öndeki karayolunu takip et" diyeyim, bayan yolculara "hadi bebeğim göster hünerini" diyeyim de kalkıp çılgınca danslar sergileyelim istedim fakat otobüste meydan dayağı yeme ihtimalim kuvvetli olduğundan bu fikrimden vazgeçtim. Önümde oturan sırtında 'sikko bir peri' dövmesi olan kızın kıllı sırtını da görmek istemediğim için, yanımdaki kadının kucağındaki çocuğun gözüne telefon camından güneş ışını yaymaya başladım. Çocuğun hoşuna gitmediğinden bunu zevkle sürdürmeye devam ettim. Otobüsten inerken de çocuğa NAAH yaptım. Tipini sikim çocuk, muhtemelen ileride tinerci olursun zaten.

Eve yürürken de Kompela'nın sunduğu penaltı atmalı program geldi aklıma ama Kompela'yı düşünmemem gerektiğine kanaat getirince unuttum programı. Eve gelince de tabiki Arka Sokaklar izledim. Rıza Baba ve adamları yine gerekeni yaptı. Alttaki fotoğrafla da yazımı bitiriyorum. Evet bunu koymasaydım ölürdüm.

Wednesday, June 01, 2011

pişmanlık

Rüya görmek ya da görmemek işte bütün mesele bu diyip özlü bir giriş yapayım, her zamanki hıyar girişlerimi bir kenara koyup. Zaten stada giriş ve mühendisliğe giriş gibi erkek ortamlarının birinci şartları sayesinde bloga giriş konusunda da artık yeteri kadar tecrübelendim ustalaştım. Bloga giriş konusunda adeta bir Splinter usta konumuna geldim.



Rüya konusunda çoğu zaman yeteneksiz biri oldum. Ortaokul ve lise yıllarımda arkadaşlarım genellikle "bu gece rüyamda bunu yaladım" "geçen gece rüyamda şu kıza iki gittim" gibi ergenliğin gerektirdiği rüyaları görüp heyecanla bana anlattıkları rüyalarına sevinirken, benim rüyalardaki sevinçlerim genelde 'mustafa sandal konserine gitmek' veya 'halı sahada takımımın galibiyet golünü atmak'tan ibaretti. şimdi düşünüyorum da benim durumum daha iyiymiş lan, öyle bi insan olsam, onca azgınlıkların üstüne gidip de makine mühendisliği, inşaat mühendisliği seçerdim kesin. iyi ki öyle biri değildim.

Her zaman başarısız oldum rüyalar söz konusu olduğunda. Böyle alengirli cümleler kurunca kimi bünyelerde kıpırtılara yol açmıyor da değilim hani. Böbrek taşı ameliyatı olduğumdan ötürü bir zamanlar sürekli skime zarar verecek ameliyatlar olduğumu, prostat ameliyatı falan olduğumu görüyordum ki bunlar da çok tırttı. Çocukluğumdan günümüze kadar olan zamana göre bana bir vasıf verilse, bu vasıf kesinlikle 'çok aşırı sikko rüyalar görme uzmanı' olurdu ki bu vasıf da çok dıravdan bi vasıftı. adeta yarak gibiydi.

Son zamanlarda ise artık master seviyesine ulaştım. Rüyalarım artık günden düne saçmalaşıyor, İsmail Türüt gibi terlemeye hazırlandığımız bir mevsime bu derece sikko rüyalarla girmek beni daha da telaşlandırıyordu. (Aslında hiç sikimde değil ama böyle gizemli bi izlenim yaratıyım dedim bakalım bişey çıkıcak mı)

Arka Sıradakiler dizisinin sezon finalinde oynadığımı gördüm. Dizideki kızlara bakmak için arada sırada baktığım dizide oynamak bana hiç ilginç gelmedi. öyle işe yarar bi rüya da değildi zaten, rüyam bile adam doluydu amına koyim. Diziden iki tane eleman kötü adamlardan kaçıyor da ben de bi delikten kurnaz gibi onları izliyorum yani sizin de takdir edebileceğiniz gibi tamamen Zeytinburnusporlular tribünü ortamı.

Tam hatırlamamakla birlikte muhtemelen bank asya 1.lig veya süper ligin düşmemeye oynayan takımlarından birinin amigosu tarafından galeyana getiriliyordum. Normal hayatta pislikle, hıyarlıkla alakasız biri olsam da sokak hayvanlarına su ve yiyecek verip, kafamı otobüs camına dayayıp yeteri kadar hislenen biri olsam da rüyamda eşşoğleşşeğin birine dönüşmüştüm. O adamdan aldığım silahla birini vurmuşum da " silahı uzak bi yere at da kimse bulamasın" diye tembihleyen tribün lideri, sonra da silahın yerini yetkililere söylemiş. düpedüz tam bir orrrospu çocuğu işte. Sonrasını hatırlamıyorum ama ananı sikiyim senin her kimsen.

Böyle rüyalar görmekten ben de hiç hoşnut değilim. İstediğim çok fazla bişey de değil lan aslında. Abim gibi "ananızın amına koyarım" diye bağıracağım rüyalar görsem kafi bana. bizon görmekten, dövüş turnuvasına katılmaktan, Beşiktaş'ın uefa kupası finalinde oyuna girip gol atan yıldızı olmaktan bıktım amına koyim artık. rüya gördüğüme hatta uyuduğuma pişman oluyorum bazen(olmuyorum). uyumayı bırakıp geceleri ntvspor arjantin ligi özetleri izleyeceğim günler yakındır.(değildir) Yetti artık.

Saturday, May 28, 2011

Dj akman feat son nefes



Pileylistimde dj akman ft crazy ossie $ mc serkan - dönme bana çaldığından meraksadım. last fm'e bakayım da ne yazmışlar acaba bunlar için dedim. pek bir şey yoktu ben de benzer sanatçılardan Dj akmana tıkıladım hemen ve ahaöaehaehöaehaö diye ayılar gibi gülmeme yol açtı yine. Dj akmanın etiketlerinde 'ezan cover' yazısını görmemdi bu çoşumsallığı bu müthüşlenmeyi yaşatan.

8-10 sene önceki internet cafe ortamlarının vazgeçilmeziydi dj akman. Seninle ilk defa ölüyorum sana şarkısıyla mütüş bir çıkış yapmıştı. bir zaman sonra hakkında ezana cover yaptığı için kafasının kesildiğine dair haberler çıkmıştı. bunu görmem de bayağı güldürdü beni. Eğer bu muhabbete yabancı değilseniz siz de ayı gibi gülersiniz. Yabancıysanız zaten hiç sikimde değilsiniz.

HIYARLIK

Erkeklerle kadınlar aynı cinse(insan cinsi) has bi durum olsa da benim düşündüğüm kadar aynı değillermiş lan. Güzel bir başlangıç yapamadım görüldüğü gibi ilk cümle çok saçma oldu ama sebebini açıklayınca "hıhı sen de haklısın" "evet evet katılıyorum sana" falan diyiceksiniz.

Yine tırt geçen bir günde sikko bir haber aldım. Gönül bekliyor Beşiktaş yine süper topçular alsın, taraftarını hoş etsin bende arkadaşlarıma mesajlar atayım "forlan götünüzden kan alacak ibneler" "quaresma hepinizi SİKECEK!!!" falan diye ama olmuyor. maalesef üstelik benim gibi bi adamdan ders notu istenip, bu sayede finallerin p.tesi(2 gün sonra) başlayacağının haberini almam sağlanıyor.

Gelelim bayanlık adamlık konusuna. Öncelikle adamlardan(mümin kajan, fatih mehmet şahin falan) hiç hoşnut değilim sürekli bazı şeylerimin altına benzer yorumlar yazıyorlar, maç muhabbeti yapıyorlar yani kısmetimi kapıyorlar. Bayanlık daha iyi hem bayan olunca karı dırdırıyla da işin olmuyor, evet evet yaşasın bayanlık.(selam feminist ve feminist olmayan tüm bayanlar bu bir çağrıdır)

Bayanlıkla adamlığın farkına varmam yine güç olmadı. Sınavlar için not ihtiyacım olduğundan mütevellit okulun böyle forum tarzı bişeysine "arkadaşlar hevere dersinin notunu arıyorum, yardımcu olabilir misiniz" gibi müthiş kibarlıkta bir yazı yazdım. Farklılık tam bu anda kendisini gösterdi. Aynı betmen gibiydi farkındalık. Onca saat geçmeme rağmen bi allahın kulu da ben de var kardeş diyip yorum yazmadı. üye adım yarro gibi bişeydi çünkü ben olsam benim de şeyimde(sikimde) olmazdı.

Fakat ben oraya "selam arkadaşlar ben pelin =)) bana x notu lazım yardım ederseniz sevinirim canımsslar" veya "burası kastı emesene geçelim melis_192@hırtlık.com" gibi şeyler yazsaydım adamlar fena halde msn ime üşüşürdü bende not var bende var gibi şeylerle. hatta msn im btün okula yayılırdı.(ben böyle bi durumda yayardım) İşte adam olmak ile bayan olmak arasındaki farkı bir kez daha anladım. ah kötü adamlar vah alçak adamlar kurtulamadım sizden. Nne varsa bayanlarda var hep iyiler onlar. canlarımss.

Friday, May 27, 2011

değdi mi lan onca gudikliğe?

vakti zamanında yaşamış klasik müzik sanatçıların türlü türlü şekillere girmiş olmalarına inanamıyorum. sırf böyle 2 3 fazla kız kaldırayım, facebookta fotoğraflarımın altına "özledim vivaldi'Mmm bi gün görüşelim :))" "ben çektim mozart eheheh" yazılsın triplerindeler hep. hep bi antinlik bi kuntinlik, hepsinde bi acayipleşme çabaları. o dönemde yaşasaydım hepsini toplar, bakın arkadaşlar gitarla, kemanla foto çektirme dönemleri geçti yapmayın etmeyin diye tembihlerdim. nedir sizin derdiniz lan?



başta Vivaldi'yi çeker bi kenara konuşurdum. vivaldi derdim nedir oğlum senin derdin. lise1 de arkadaşının gitarıyla fotoğraf çektiren çocuklar gibisin, saçını da Çılgın Bediş'teki Banu gibi yapmışsın sorunun ne amına koyim derdim. niye böylesin niye bu kadar hıyarsın vivaldi. kırdın kalbimi vivaldi, ezdin yüreğimi vivaldi.



Kahveden çıkarken Bach'ın yanına giderdim. Bana bak Bah derdim, kaç yaşına geldin amınakoyim hala saçlarını Sevimli Kahramanlar çizgi filmlerindeki yargıçlar gibi yapıyorsun, bütün gün kahvede 66 oynuyorsun. Sonra da vay efendim ben nota bilen adamım, ben klasik müzikle uğraşıyorum kızlar o zaman bana versin diye bana isyan ediyorsun. Yolun yol değil Bach, dön bu hıyarlıktan artık derdim.



Diğerlerini bu kadar düşünmüşken, hepsine "oğlum tamam çalın çalmayın demiyorum ama altın bilezik olarak bi de meslek edinin kendinize ne bilim elektronikçiye çırak olun, marmara süt ve süt ürünlerinde işe girin" diye tavsiyelerde bulunurken Handel'e hiç hiç hiç bi sikim tavsiyede bulunmazdım. Saçlarını öyle uzatıp tavuk götü gibi yapan adamı kusura bakmayın ama muhatap almam dostlar. Hatta kız olsam 100 tane şeyim(hmpps hmmps) olsa birini vermezdim sana Handel. Onun için şimdi siktir git karşımdan.



O kadar adama çıkışmışken Mozart'ı da uyarmamam yakışık almazdı. Onca yıl uğraştın kendini halden hale türlü ibişliklere soktun da değdi mi Mozart? Nuripaşa İlkokulunun tenefüs zilini yapmış olmana değdi mi bunca çile amına koyim he değdi mi Mozart? zaten ismin de taşşak konusu oldu mahallede yıllarca herkes birbirine mozart oldun mu gibi çok sikko laflar etti. Berkecan olsaydı ismin anca bu kadar tırt olurdun mozart. Olgun görüneyim belki teen avlarım havalarında saçını griye boyatman da hiç doğru bişey değil. Seni de sevmiyorum.



o kadar hıyarağası adamın yanında nasıl senin gibi bir delikanlı çıkmış çok şaşkınım Bethofın. aslında o kadar da şaşkın değilim sebebini az da olsa tahmin edebiliyorum çünkü çok şık bir isme sahibsin. Her ne kadar günümüzde ismin bir çok köpeğe verilmiş olsa insanlar Bethofın gaah oğlum urruuuuy kıs kıs kıss falan ddemiş olsa da çok kral adamsın Beethoven. elinde ilkokul 2 müzik defterini alıp ekmek peşinde koşman da takdir edilesi. defterin içindeki iddaa bültenini saklaman da senin ne mükemmel bi avcı olduğunu gözler önüne seriyor. Büyüksün beethoven adamın hasısın.

Thursday, May 26, 2011

çileli bir hayatım olurdu



Hayat ne kötü olurdu lan değil mi bu fotoğrafta gözüktüğüm gibi bilek metal düşkünü biri olsam, lusifere et lazım aga bakire kurban edelim falan desem?(ki bu bakire kurban etmek dünyanın en sik düşüncesi) Kafamın üzerinde yazdığı toplum düşmanı yazısından kelli insanlar bu adam hıyarağasının teki, yararsız hayvanatın teki diye düşünse neden öyle düşünüyorsunuz ki aslında sizin düşündüğünüz gibi değil tam olanlar diyemem. hiçbir laf edemem. Sadece arkalarından ana bacı küfürler ederim.

Lord Barzomath gibi bir nikim olurdu, kantırda nikimi kill666 falan yapıp çevremin yaşama sevincini ellerinden alırdım.(gerçi pek de siklerinde olmazdı ama yazdık bi kere şimdi yazdığımı silecek deyilim, çok da fifi yani demeye lüzum yok) neyseki aklı başında, yaptığı en mega çılgınlık ayaklarıyla dişlerini fırçalama çabasına giren biriyim böyle işlerle işim yok. unutmadan diyeyim Norveçte kızlar teklif ediyormuş ama yine de bu illlete bulaşmayın.

Tuesday, May 24, 2011

çılgınlıklar enteresanlıklar

Ulan diyorum nasıl bir insan bu kadar müthiş eğleniyorken bir o kadar da sikko bir ruh hali içinde bulunur. Sonra gidiyorum probis falan yiyorum, su içiyorum, kafamla tavana deymeye çalışıyorum geçsin diye. Geçmiyor lan.

Bugün bir farklılık olsun diye denişik şeyler yapalım dedik. Çünkü çok çılgınız. Değiliz lan çılgın zaten okulumun festivalinde Duman dinlemek ne denli çılgın olabilir. Gerçi konserde birbirinden dehşet figürler sergileyen, aldığı yüksek alkolden dolayı(kutu efesin yarısı) kendinden geçen, şarkıları bilmemesine rağmen elinle metalci işareti yapıp(evet duman çok pek metal) kafasını hızla sallayan çılgınlar bolca mevcudtu. Çılgın Sedat abimizden hiçbir farkları yoktu.



Evet konserimiz pek çılgıncaydı. Hapçı solistle birlikte adeta seyirciler de birer haplıya, birer çılgına, birer tuhafa dönüşmüştü. Burada biraz düşünüp acaba ben de Çarizarta dönüşür müyüm diye bekledim ama bi sik olmadı maalesef. Yalancı baharın yalan çiçeğiymişsin Çarizart, kırık kalpler durağıymışsın Çarizart, ah Çarizart, vah Çarizart. ipne Çarizart.

Konsere gitmemin tek sebebi vardı zaten. Kızlardı tabiki sebepler. Çok fazla "aramasın gözler o şimdi asker 87/4 Kral Tertib" tadında oldu ama öyle şimdi. Aksine ne kadar yaramaz, hıyar adam var onları gördüm yine. Ya ne olacağıdı, Ruz turiztler mi göreceğidim? Tabisi mühendis adamlar çıkacaktı karşıma.

Konsere beraber teşrif ettiğim mütüş kalender insan Ercan ile yine birbirinden saçma şeylere ayı gibi gülüyorduk. Aynı zamanda bayanların yoğun ilgisinden şikayetçiydik. Çünkü ilgiden öte sapkınlıktı bayanların bize yaptıkları. Tacizlere maruz kaldık, sportif vücudlarımız ellendi. Neyse dediğim gibi nasıl böyle içli hisliyken aynı zamanda ayı gibi mutlu oluyorum bilmiyorum lan. Artık ileri boyutlarda hissettiğimiz tacizlerden dolayı Ercan'ın söylediği "sikmeseler bari" sözüne hayvanlar gibi gülmem bunu kanıtlıyordu. Nerden baksan 2 3 aydır bir şeye bu kadar ayı gibi gülmüyordum. Resmen random güldüm.

Konser bitiminde yine bazı şeyler bekledim. ama hüsranla sonuçlandı dediğim gibi bu gözler sadece nerede kürek adam varsa onu görüyor. siz de hikayeymişsiniz ibnetor gözler. Şaşırmadım zaten ben de. Sonra da memleketimiz Zeytinburnu'na adım attık. Otobüs minibüs olmadığından metrodan ayı gibi eve yürüdük. Çılgın bir maceranın da sonuna geldik. Yazıyı da bu aralar çok fazla kullandığım net bir sözle bitiriyorum. "Seni sevdiğim kadar parayı sevseydim milyarder, Allahı sevseydim peygamber olmuştum"

Sunday, May 22, 2011

bana bi yardım edin lan

Deminden beri uzun uzun düşünüyorum. ferşbab diye bi kelime vardı lan diyorum ama tam çıkaramıyorum. Ferşbab kelimesi bi hikayede mi geçiyordu, hikaye çok çılgın olayların yaşandığı bi hikaye miydi, yoksa hikayede gözlerinden lazer sıkan adamlar mı vardı, acaba bu adamlardan birinin adı Cumali Ferşbab mıydı diye düşünmekten aklım çıktı. çok pis salladığımı düşünmemeniz için Cumali Ferşbab diye birinin kesin olduğuna dair iddalarda bulunmuyorum.

ama vardı lan ferşbab diye bi kelime diyip gogulda arayınca da bi şey çıkmadı ferdibaba.com lu bişeyler çıktı ama aradığım o deyildi benim dediğim gibisi vardı. Bilen varsa ferşbabın ne olduğunu bi şekilde bana ulaştırsın. Artık meğil atabilir, feysbuktan ekleyebilir(remziler hasanlar biliyorsa da lütfen eklemesin) bi şekilde ulaştırın işte.

Böyle düz şeylere takılmaktan beynimi çıldırıyorum. Sabah kalkıp menemen yiyip çay içen, havadurumunu görünce "anasını skiyim bi yaz gelemedi" diyen adamım yani öyle pek çılgın değilim(emre aydın dinlemiyorum evet emre aydın dinlemek çok çılgınsal çok rak) pek coşumsal hareketlerim yok. Toplu taşıma araçları(otobüs, metrobüs, diğer denişik şeyler) dışında gayet mahalle bakkalı karakterinde bi adamım. Akıllarda gayet coşkun sucuğun katkılarıyla giydiğim mavi pelerinimle kasalara oturup 250 ml fanta içen adamım. alttaki adamın daha yerel şekli mavi kostümlüsü.



Ama iş metroya gelince metrobüse gelince otobuza gelince deyişiyor. Bakkallıktan adeta bir canavara, adeta apartman yöneticiliği yapan emekli itfaiyeciye(Çarli'deki Ateş bey) dönüşüyorum. O an bu nuryüzümün, bu melek yüzümün ve duygularımın nasıl çirkinleştiğini ben bile hayal edemiyorum. Emin olun koluma çarpıp dökülen eşyalarımı hiç sklemeden yoluna devam eden adama "amına koydumun hayvan çocuğu" diye bağırmamı duymak istemezdiniz. duymayın zaten, beni böyle tanıyın istemem, beni şiirlerimle güleryüzümle bilin.

Beni çok kötüleştiriyor bu arabalar(metrobüste olsa gemi de metro da olsa bi araba sonuçta). Hayatımda ilk kez küfür ettiğime pişman olmama yol açıp beni üzdüler lan daha ne olabilir ki. metrobüse binerken ayakkabıma basıp çıkaran adama "yuh amınakoyim ya" dediğimde kardeş kusura bakma, arkadan itiyorlar istemsiz bastım sözlerini duymaktansa orada bi temiz dayak yemeyi tercih ederdim.(etmezdim) Üstüne üstlük abi asıl sen kusura bakma haklıydım ama küfür etmemem gerekiyordu, haklıydım ama küfür edince haksız duruma düştüm gibi sizin de takdir edebileceğiniz üzere sik gibi bir cümle kurmam da kendimi daha da kötü hissetmeme yol açtı.

Ama geçti şimdi o adam da pek sikimde değil, hatta amına koyim o adamın.(evet ayıyım) bugünkü adama da bişey demiyorum, umarım boattrip gibi bi gemiye biner de huu huuu.(sonu yine yarak gibi oldu ama idare edin baş başss)

Wednesday, May 18, 2011

Acayip Paragöz Onlar Haa

Eskilerden Tuğçe Çakırca yiğenime ithafen yazdığım bir şiğirim


‎---Acayip Paragöz Onlar Haa---

Tarık Mengüç gibi kepçe kulakların olsa bile
Uzun süredir aralık yapsan da seviyorum seni küçük kardeşim
Ğeaark füpuuf diye tüküren tanıdıkların olsa da
Çakı gibi bir abin olmasıyla bütün dengeleri kendi lehine çeviriyorsun
Evlen de düğününde halay çekelim küçük kardeşim

Çakır öldü Kurtlar vadisi biter dediler zamanında
Ama ben inanmadım çünkü Memati'nin diziye gireceğini tahmin etmiştim
Kurtlar vadisi izlemesen de seviyorum seni küçük kardeşim
Ihlara vadisine düzenlemek istediğim geziye katılmasan da
Ravenelli'nin beyaz saçları gibi temiz bir kalbin olduğunu biliyorum
Cidden bir evcil timsahım olsa adını Tuğçe koyardım
Arada açgözlülük yapsan da seviyorum seni küçük kardeşim

Sunday, May 15, 2011

yarak gibi yaşamak

Gün geçmiyor ki hayatımızda sikkoluklar olmasın bomboş olaylar yaşamayalım. bunların en megası ne diye sorsalar bana günü yarak gibi geçirmek derim. yani yar....rak(burada r lerin çokluğunu belirtmek için çok nokta koydum küfürü sansürledim sanılmasın çokşükür her yerde küfür eden bi adamım) gibi yaşamak.

Babamların Silivri'ye kuzenimin nişanına gitmesinden, abimin ve kuzenimin de gelmeyeceğinden dolayı geceyi yine tek başıma geçirecektim. ya ne olacağıdı? 1 saat yüuz dolear cümleleri duyacak ya da çılgın partilere katılıp alkoller eşliğinde eğlenecek halim yoktu heral. Boşlukta sallandığımdan dolayı bütün günümü football manager oynayarak, ntvspor'da EFEYKAP finali izleyerek geçirecektim tabiki de.

Aslında varmış lan sonra farkettim, arkadaşımın ben yokken msnden gönderdiği "hadi dışarı çıkalım" "cevap versene lan" gibi yazılarından evde sik gibi oturmayabilirmişim. ama iyi ki sonradan görmüşüm yazdıklarını "sen orada fm oyna elalem götürsün karıkızı" gibi sözlerini bu sayede geç gördüm. Dedikleri benim duygusal, hisli, beyfendi ve birnumara kişiliğime yakışmayan şeylerdi. 4 yıldır "bu yaz rus arkadaşlar geliyor" diyen insanın sözlerini bazen geç gördüğüme sevinmiyor deyilim. Burayı okusa lan keşke ohohohooohoyo diye güleyim ben de (edebiyatın da kralını yaptımAAA az yukarda)



Bütün gün football manager oynayıp, ntvsıpor izlemek dışında bir şey yapmayan birinin yaşamı da anca "yarak gibi yaşamak" sözleriyle anlatılır. Marketten aldığım çifte kavrulmuş Tadım leblebinin paketini açınca kuruyemiş leblebisi olduğunu görmem de akşamıma daha bi hayalkırıklığı kattı. Fışfışlı paketlerde aldığım şeylerin çılgın bayanlar tarafından sunulmasını isteyen biri olarak bir kez daha hayal kırıklığına uğradım. Leblebi tam anlamıyla ebemi skti, leblebi mi yiyorum yoksa tiner mi çekiyorum anlayamadım. bütün elimi(bütün el ne lan) simsiyah yaptı leblebi. Orospu leblebi tişörtümü boyadı. ah leblebi vah leblebi.

Sabaha kadar Cengiz Kurtoğlu dinleyip, duygulu gibi bazı insanların (yine bi gizem yaratıyorum) facebook profillerine baktım nisan 2008den bugüne kadar ne yazmıştır ki lan acaba dedim. Tamam yaptığım çok saçmaydı ama bazı şeylerin gece gece baaharaahahararahah kahkaha atmama yol açması da çok şıktı. Tavernacılar kralı Cengiz Babayı dinlemeye devam ettim.

Gerçi düşünüyorum da evde kalmayıp ilkel gibi nişana gitseydim akrabalar tarafından ağır kitlenirdim. "kaçıncı sınıfta okuyosun" "bitirince ne iş yapıcan" gibi sorularla müthiş bir şekilde kafam skilebilirdi. İçtiğim bedava limonatalar, yediğim beleş pastalar beynimin acımasını çok da fazla dindiremezdi. iyi ki evde kalmışım da sikko bi gün yaşamışım lan. Saat 5.46 olmuş amınakoyim yatayım artık. umarım daha dolu günler yaşarım.(sanmam) AYS AYS BEYBİ

Wednesday, May 04, 2011

uzaysız astronot

Artık daha mesudum. Yağmurlu havalarda yağmur tandanslı (voohoo tandaaans dediim) şarkılar paylaşan arkadaşım kalmadı. Maalesef sizin gibi benim de arkadaşlarım bol bol yağmurlu şarkı (here comes the rain againin de tut, yağmuru vardı, rainy dayi vardı) paylaşırdı. Çokşükür hepsi yok oldu da (ya da yeter lan diyip sildim pezevenkleri) bu dertten kurtuldum.

Küçükkene (11-14 yaşları arası) balık beslemiş biriyim. Bir sürü balığım vardı. Eminönüne gidip mısır çarşısından balık alırdım yavrulardı bunlar, yavruları falan büyürdü severdim onları. Ne kadar iyiymişim değil mi küçükken de hayvansevermişim. Astronot isimli balıklar dikkatimi çekerdi hep ama hiç beslememiştim. Beslemem de zaten bi sempatikliği yok hırçın gibi hayvanlar.




Astronotların neden bu kadar sinirli olduğuna durduk yere kafayı taktım. Sebebini bulmam kolay olmadı.(oldu) Hayvan zaten her an "ananı sikerim arkadaşım ne bakıyon lan" tipli bakışlı bir hayvan sen de gidip hayvana astronot demişin. Ne bi uzayı var ne bi gezegeni var ortamda, bütün ömrü suda geçiyor çekilecek dert değil amına koyim. böyle hayvanın et yemesine de asla şaşırmam. Sen ona astronot dersen et de yer ananı da sker yani afedersin.

Değişsin astronotların ismi, mesela Lütfü olsun. evet Lütfü bu balık türü için çok uygun bir isim. Lütfen astronotlara bundan sonra Lütfü diyelim dedirtelim. Yomu yokuna sinirlendirmeyelim hayvanatını bitkisini.

Thursday, April 28, 2011

kader ortağım



Gece gece dert ettim "niye benim bir bizonum yok lan" dedim kendime. Ruyalarımda oluyorsa gerçek hayatta neden olmasın ki. Yalnızlığımı paylaşacağım kader ortağı olacağım bi bizonum olsa fena mı olurdu lan. Her yerde zikini de göstertmezdim olsa, altına bez bağlardım gerekirse. Bizonlar hislenen hayvanlardır. Kimbilir belki ben ona beni bırakıp da giden sevdiceğimi anlatırken o da bana Vilyımlar sucukları tarafından pastırma yapılmış yarini anlatırdı. (bizonun durumu benden daha fena olurdu lan sevdiğim bir bayan varsa o bayanın pastırma olması bana aklımı yedirirdi)

Bu durumlara daha çok hislenirdik. Rakı içip Azer Bülbül dinlerken kendimizi kaybederdik. (ben kaybetmesem de bizon kesin kaybederdi) "ilk aşkım sevgilim bizonum benim" diyip yufka yüreğimi acıtırdı benim.

Hem kötü gün dostu hem iyi gün dostu olurdu benim için. Kıl kaptığım insanların üstüne salardım "bizon tuy kıss kıssskıss oğlum" diyerek. Bakkala yollardım, bizon 2 tavuk döner kap yiğenim der dönerciye yollardım, halkgününde süpermarkete yollardım meyve seçtirirdim(çilekleri seçmeden alalım huuoop diyen adam sesini çıkaramazdı), en önemlisi de iddaa oynamaya yollardım lan. Bir sürü işimi yapardı hınzır.

Bana bizon hediye etme gibi mükemmel bir düşünceye kapılırsanız annemin "bizonlar çok pis hayvanlardır uğraşılmaz onlarla" lafına aldırmadan hediye edebilirsiniz. Gözüm gibi bakarım kerataya. İddaa demişken de bugün 19 liralık iddaa oynayıp 20 lira kazanan abimi tebrik ederek yazıyı bitiriyorum. HIISSSS

Monday, April 25, 2011

Hemanin Abisi Çetin



Evet He-man'in abisi Çetin gerçekten mega bir karikatür.

Thursday, April 21, 2011

fotoşok

Erkek erkeğe takılmanın sınırlarını zorladığımız bir ortamda "aga o değil de ben bu fotoşopu bulup kızlara öğreten adamın anasını avradını sikim" sözüm sonrası insanlar "haklısın abi" "bende sikim" gibi sözler edeceğine içlerinden biri de bana karşı çıkıp "ya sus şimdi sikerim ağzını yüzünü" gibi tepkiler verseydi belki bende azbiraz şeylerle yetinen insanlardan olacaktım. "abi tatlı kız, sempatik hem muhabbeti de iyi" "birbirimizi anlayabiliyoruz, fikirlerimiz uyuşuyor" gibi sözler edecektim. çiçek ekecektim, bahçe sulayacaktım, belki de kedi besleyecektim. Bu sözüme vakti zamanında karşı çıkmayan bütün arkadaşlarımı şiddetle kınıyorum. hatta hepsinin amınakoyim.



Aynı şekilde "bu profesyonel fotoğraf makinalarını icat eden adamın da amına koyim" sözüme itiraz etmeyip yine beni onaylayan insanları da kınıyorum. ya da kınamıyorum banane lan. Allahlarından bulsun pezevenkler. Ben burda bisürü hayal kırıklığı yaşıyorsam sorumlusu sizsiniz ibneler. Bunu bilin istedim.

Tsunami ve nükleer durumlar

Tsunami hakkında çok önceleri bişeyler diyecektim ama reaktörler olsun, nükleer tehlikeler olsun, artçı sarsıntılar olsun Japonya'da durum daha yeni yeni yola girdiği için yazmak şimdi kısmet oldu. bu süre içinde gerek nükleer videolar paylaşmak, gerek ülkemize nükleer santral yapılmasına tepki göstermek(anarşiz gibi eylemlere katılmadım tabi) gibi birçok duyarlı davranışta bulundum.



Tsunami sanki biri eline büyük ve geniş bir hortum(ama çok büyük böyle hayvan gibi kanalizasyon hortumu gib) almış da bütün insanları sulamaya çalışıyomuş gibi bişey. Bahçede biber suladığınız hortumun büyüğünü düşünün işte sik gibi bi tanım yaptım idare edin. Zaten pislik bi doğa olayı bu tsunami. aynı Kinkong gibi Godzilla gibi evleri yıkmaya tenezzül eden haysiyetsiz şerefsiz hayvanlar gibi ev yıkan, araba sürükleyen bir olay. Ben bu tusunami işlerinde yokum. Bi gün tsunami olursa camları kaparım, kapıların altlarında boşluklara kilim koyarım su girmesin, tsunami girmesin diye yeterli. Hiç vidyo çekmeye falan takılmam. Fazla yüz göz olmam.

Nükleer durumlar hakkında da birtakım şeyler söyledim. Çernobilde bizim memleket(karadeniz) çok büyük hasarlar yaşamış gibi çok düz şeyler söyledim. Konu hakkında bilgili olduğumdan işte reaktörlerin çok ısınması sonrası patlamalar meydana geldiğinden bahsettim. Ölmek pahasına insanlığı nükleerden kurtaran adamlar arasında yer alsaydım keşke falan dedim. Yeri geldi ilgi odağı oldum, yeri geldi takdir edildim. bunları da böyle paylaşayım dedim.


Nükleer zararlar sonucu bazı insanlarda kalıcı hasarlar bulunduğunu da belirttim. Ben böyle diyince "biz de nükleerlensek belki bazı yerlerimiz daha uzun olurdu" "nükleer doldur rodrigo ekokeke" gibi saçma şeyler söyleyen insanların olması(bunları diyen ben değilim beni suçlamayın boşuna zerre alınmam) da ağrıma dokundu. Ben onca bilgiler verirken nükleeri böyle şebekliklerine alet eden insanlar olması da bu yazımı biraz geciktirtti. bi de o insanların haline üzüldüm. Nerden baksanız çok duyarlı olaylar yaşadım.

Bir de çiçek falan ektim yaz geliyor diye. Kendimle ne kadar gururlansam az yemin ediyorum. Haklısın canım dediğinizi duyar gibiyim.

Wednesday, April 20, 2011

il buono il brutto il sikko

"Gölün kenarında duruyorken ben, bizonlarım (buffalo da olabilir tam net değilim bu konuda çükü alttan sarkan hayvanlardan işte belki 2 türden de hayvanım vardır) da gölden karşıya geçmeye çalışıyordu. Dönem muhtemelen vahşi batı veya kovboy dönemiydi ama hiç at yoktu ortamda burasını biraz ben de garipsedim. Kovboy ortamında nasıl iiivüvüvüvü diyen atlar olmaz dedim.




Bizonlarımı karşıya geçirmeye çalışırken karşıdan 2 veya 3 tane orospu çocuğu kovboyun geldiğini gördüm. Şimdi bütün kovboylara orospu çocuğu demiş gibi olmayayım, mesela bi Clint Eastwood çok kral adam hep iyiden yana, itlik hergelelik peşinde değil, keza Redkit de iyi kovboydur, gölgesini vurur, dalton pataklar. ama bu kovboyların orospu çocuğu olduğunu anlamam hiç zor olmadı.

Başladılar ateş etmeye bizonlarımı, bufalolarımı vurmaya. vay anam dedim nerden baksan 5milyar bi bizon. Kaç tane bizonumu indirdi pezevenkler. Sonra beni yakaladılar. Bizonlarımdan birine dediler ki "sen artık bu sürünün reisisin." Ne saçma lan dedim adam bizonla konuşuyor.

Adam beni bir yere götürdü öldürmek için. (bak pezevenge) Tüfekle iki kafama vurdu. tam beni öldürecekti ki pışoav pışoav sesler geldi. İmdadıma biri yetişmişti ve kovboyu vurmuştu. Baktım kovboyu vuran adam kim diye, tabiki de Ercandı. Artık o zamanlarda ismi Ercan değil de Ratso olur, Vilyım olur.

Kovboyu vurmuştu vurmasına Ercan ama çok saçma bi konuda ısrar ediyordu. vay efendim ben burada kurt vurcam falan diyordu. Bizonların, bufaloların atların olduğu yerde kurt ne arasın diyordum ki hemen aşağıda bi orman vardı. Hayalgücü falan böyle acayip şeyler. Ercan'ın(ya da Vilyım) silahi vardı, ben de dedim elime sopa alayım nolur nolmaz diye. O kadar da dedim ne gerek var kurtlar efendi hayvanlardır ama dinletemedim.

İndim aşağı elime bi ağaç dalı aldım, onda da silah var. Hemen bi kurt gördük kurt bize doğru koşmaya başladı. Sanırsın kurt değil çita. öyle hızlı koşuyor. Kurt vurmaya gitmiştik ama kurttan kaçıyorduk, ne saçma iş lan bu dedim. Durdum ve sopayla kurdu dövmeye başladım.(evet burda bi tuhaflık vardı)"

Sonra da uyandım. Bi daha uyumak istedim rüyanın devamını görürüm diye ama uyuyamadım. Çok çişim vardı. Ben de kalkıp işedim. belki başka zaman görürüm rüyanın geri kalanını.